Donnerstag, 27. Januar 2011

cebimden cikanlar, cebimde kalanlar

sira sira baktim her isme silmeden önce
ilk nerede tanimistim onlari
kim di onlar
neden girmislerdi hayatima
telefon listeme
gözüme
kulagima

sildim
bir cogunu sildim
telefonumda eni sonu 30 isim kaldi
sildim
rahatlarim


alis-veris

öyle biriyle tanistim ki
o hem satip, hem satin aliyor
hem verip, hem aliyor
öyle ilginc biri ki
hayran kaldim
nedir bu düz olmayan her yolun beni kendine cekisi

Dienstag, 25. Januar 2011

spor güzel sey

orasi garip bir yer
günümüz dünyasinda kadinin ve erkegin emansipasyon sacmaligindan uzak yani sadece kadin ve erkek olabildigi nadir yer
evet sevgili okuyucu, orasi bir spor stüdyosu

***statünün, giyim kusamin, bilginin, birikimin, egitimin ve kültürün anlamini yitirdigi ve salt gücün, kuvvetin, kaslarin ve dayanikliligin gecerli oldugu yer.

spor stüdyosu

evime ve ofisime en yakin spor stüdyosu oraydi, fiyatlar makul, donanim yeni, gicir gicir...

kaydimi yaptirmistim ve gittigim ilk haftalar tatil günlerine denk geldigi icin pek dolu degildi...

ocagin ikinci haftasindan itibaren daha sik gitmeye basladim, hersey Lormaldi

taaaa ki dün aksam ki gidisime kadar!

iceri bir girdim, aman tanrim, öyle kalabalik öyle kalabalik ki... her aletin basinda hem biri var hem de bir baska kisi alet yaninda sira bekliyor...

agirlik egsersizleriyle baslayayim bari dedim.

aaa bunu da anlatmadan gecemiycem, ilk deneme günümde PÖRSINIL TREYNIRim bana kadinlar mi yoksa karisik bölümde mi spor yapmak istedigimi sordu... ortaya karisik aliyim dedim... karisik iyidir, insan bakar, görür, gaza gelir baabinda. yalniz antreman yaptigim ilk gün ise seceneklerden eledigim su KADINLAR kogusuna bir göz atmak icin girdigim de, kadinlar icin düsünülmüs agirliklarin renginin pembe ve agirliklarin 15 kiloyu gecmedigini anladim... dogru kararmis verdigim, kim ugrasir öyle 3le 5le...
amacim belliydi, ben kas yapacaktim, idolüm Madonna'ydi...

neyse dün aksam KARISIK agirlik bölümüne girdim ki ne gireyim... sanki dersin Michelangelo'nun duvar boyamalarindan atlayip gelmisler, edeleli vücutlariyla... hepsi 50ser 70er 100er kilo agirliklari kaldiriyor, itiyor, kakiyor... ezik halimle elimde ki spor planima bir göz attim... 20 - 25 kilo agirlikla calismam gerekmis... onu ancak kaldirirmisim... tamam iyi de agirliklari ucuna takacagim kazik zaten 15 kilo cekiyor... bos bir kazik buldum, ucunda son antreman yapmis Adonis'in 50likleri takili...
haydaaaaaaaaaaaa...
yanimda kollari benim baldirim kalinliginda (ki sorun bölgem baldirlarim) duran erkeke bana yardimci olabilirmi diye sordum.....

iste yazimin en basinda demek istedigim sey tam buydu!
.
Erkek gelir edeleli vücuduyla, zayif ve gücsüz kadina yardim eder... O an yine yazimin basinda yazdigim bütün o uyduruboktan özellikler*** önemsizdir... O erkektir, daha güclüdür... Kadin bedenen zayifir ve yardim almaktan baska caresi yoktur... Dünya o an olmasi gerektigi gibidir... Hersey yolundadir...
.
Evet 25 kilo agirligi 15serden bir dakika arayla 3er set kaldirdiktan sonra baska bir aletin basina gittim. Orada sira beklemem gerekiyordu önümde ki solaryum yanigi aptalin isini bitirmesi icin... Kendince bana gentlemenlik yapacak ÖKÜZ. Egzersizi bitti, kalkti, kalkarken bana agirlik anahtarini kaca takmasini istedigimi sordu tam söyle...

"kaca takayim 10mu 15mi?"
planima baktim "25" yaziyordu
"40a tak!"

onu sasirtmak, gicik etmek, kafasina sicmak istedim. Öyle havali, öyle kendini begenmis, erkek olmayi kadin olmaktan öyle daha iyi bisey olarak bellemiski... sanki dogmadan annesinden kendini erkek cinsiyetli ismarlamis... APTAL!

"bu sana agir olmazmi?" ---gicik asagilayici bir gülüsle beraber

"olmaz!"

"ben 40 ile isinma hareketi yapiyorum" ---yine asalayici bir gülüs

"tebrikler"

"anlamadim"

"belli olmuyor :-P " gicik bir gülüs de benden ÖKÜZe gittikten sonra egzersize basladim
.
fekaaaaaaaat öküz arkasini dönüp uzaklasirken anahtari 40tan 30a indirdim :) havlumu da agirligin göründügü yerin üzerine attim... Öküz biraz ileride bir alete gecti... arkasini dönüp beni test ediyor 40 kiloyu cekebiliyormuyum diye... ben ise biraz tiyatroyla cok zorlaniyormus gibi yaparak ve arada öküze bakarak yapiyorum egsersizimi...

öküz yutmustu oyunumu kiiiiiii

karsimda bana dönük olarak antreman yapan Seker Seyin bana bakip gülümsemesini sakladigini fark ettim... beni görmüstü. YAKALANMISTIM :) agirlik anahtarinin yerini degistirdigime dair bir sahidim vardi!!!!

arada Seker Seyle bakisip gülüserek bitirdim egzersizi...

dinlenme bölümünde yanima geldi seker sey...

"ne yaptigini gördüm"

"biliyorum"

"neden yaptin bu oyunu?"

"öküz o ondan yaptim"

"sizi izledim"

biliyorum

"iyi yaptin"

"biliyorum"
.
.
bu aksam yine stüdyoya gidecegim
bakalim ne gibi haylazliklar beni bekliyor :)

spor güzel sey, hep demisimdir!


Samstag, 22. Januar 2011

parantez

bir zaman dilimi olsa, zamana ait olmayan
gizlilikleri, yasanmamasi gereken yasanmisliklari oraya sIkIstIrabilsem
zamanimdan bir parantezle ayirabilecegim genis bir zaman
parantezin icerigi zamanimdan büyük olurdu sanirim


Freitag, 21. Januar 2011

eger öyleyse

günlerden herseyi birakip kacmak istedigim bir gün...
birine yazdim, umutsuzca yazdim
umutsuzlugum dogurdu simdi ki umudumu
neler olacak bilemiyorum
fakat olacak biseyler
hissediyorum

belki bir gün aradan gecen zamanin bana göstereceklerini gördükten, sevdikten sonra bu yazimi düsünüp gülümseyecegim

ve

biliyordum
o gün tam olarak neler olacagini bilmiyorumdum
ama biliyordum diyecegim

ya sabir!

Mittwoch, 19. Januar 2011

Özgürmüyüz gercekten

belli özgürlüklere sahip olabilmek icin para gerek, tatil yapmak, sevdigin bir kiyafet almak vs vs.

bi de o parayi kazanirken vazgecilen özgürlük var... yani birini alirken, digerinden vazgecmek. biri digerini götürüyor yine... hangisinden ne kadar kaliyor...

istemeye istemeye ögle yemegine cikmalar sikici meslektaslarinla... kisisel fikirerini her daim icinde tasimak, icinde kalan ve risk almamak icin söyleyemedigin cümlelerin oturmasi migdeye...

ögle paydosun da bile is konusmak.

ya da isyerinde ki budalalara özel hayatlari hakkinda sorabildigin sorularin sene icinde ki tatil planlarindan ibaret olmasi.

her gün icine girdigin takim elbisen, cazibeli görünmemek icin her gün bagladigin saclarin. saclarin bile ÖZGÜRCE dansedemiyor bankaciysan.

her gün selam veriyor insan koridorda karsilastigin insanlara

günaydinlar-----

tünaydinlar-----

iyi mesailer-----

iyi aksamlar----

iyi hafta sonlari-

iyi tatiller------

-iyi-

-iyi-



her sey bu kadar iyi mi gercekten?



iyi degil!

----------------------------



suracikta soyunsam ne olur acaba

.

sira sira dayatip onlar hakkinda asil düsüncelerimi ve basarak ISTIFAmi patrona...

.

hatta ISTIFRA etsem gitmeden masasina

.

siktir olup gitsem hemen simdi suracikta

.

eve gidip bir BAVULa doldursam en kiymetlilerimi

.

kotumu tisörtümü giysem

.

bir bilet alsam TEK YÖN

.

tek tek kurtulsam agirliklardan

.

adim adim özgürlüge

.

.

.



iki lokma bir dösek degilmi sanki ihtiyac olunan...

.

bir rapor yazmam gerek simdi, sonra da patrona kakalamak duymak istediklerini...

.

sigara molalari da olmasa

cekilmez olurdu hayat!

Montag, 17. Januar 2011

yaslanma belirtileri

durgun bir haftasonu planlarim bir anda bozuldu. tam evim temiz, camasirim bitti, cayimi da demledim, sigaram paket paket ve artik hazirim derken... evet o malum kisi kendini bil(ir)mez aradi. iptal olmus usher konseri, hadi gel takil dedi, bilmem ki dedim, bir iki kadeh dedi. tamam dedim. giyindim kusandim, sonra spor ciktik dedi. cikardim 10cm liklerimi, giydim conversimi. sadece bir iki olacakti ki... olmadi, olamadi, bir iki de kalamadi.

ilk defa gidiyordum, heyecanliydim... erkegin erkegi, kadinin kadini yalayip yuttugu o yeri hic duymamistim daha önce. okumus, duymus, izlemis ve onlari kafam coktan tolere etmisti... peki neydi o bön bön bakislar... dans edilen yere indik, inerken gözüme takilan kadinliktan uzak kadinlar ve adamlardan hoslanan cok hos adamlar... vah vah, bir iki lokumu da kapan yine adamlar. iniverdik, sigara dumani, ortama bir esrar katan suni duman, farkli parfum kokulari birbirine karismis. müzik güzel.

gözler üzerimizde, gözlerim üzerinde

icimden bir ses bakma diyordu fakat alamiyordum kendimi incelerken kadin dilini yine bir kadinin agzinda. anladim ki hic bir önyargim olmamasina ragmen inceliyordum etrafimda ki homosexuelleri...

dans mans, elma-martini derken bir dans kurdu uyanmisti icimizde ve attik kendimizi baska bir clube... önce club dolu dedi kapida isini cok ciddiye alan bir kapici, bu ara kapici lafina cok gücenirler securityler... herneyse tam umudu kestik, küfürleri siraladik gidiyorduk ki gecelerin adami cikti köseden ve cok dolu clube girdik suratimiz da 'hani cok doluydu... yedinmiiiiiii' ifademizle...

sabahin körüydü eve geldigimde
ve artik genc degildim
bütün pazar + pazari pazartesine baglayan gece ufak su, yemek ve cis molalariyla uyanip, ihtiyaclarimi görüp yine uyudum

ha bir de...
22 ne güzel bir yasmis
bir ingiliz ne kadar güzel almanca konusabilirmis
ademoglu ne kadar uzun boylu olabilirmis ve 169luk kizcagizi zip zip ziplatirmis boyuna yetismek icin
sigara hala en sosyallestiren maddeymis
eve servis pizzacilar pazar günleri icin uydurulmus en top isletmeymis

ve

veda kendi kafasina göre hareket edermis, sen vedani etsen bile o yine istedigi zaman gelirmis (bu son cümlede kendini bilir kisiye)

Samstag, 25. Dezember 2010

just being back

döndügümden beri mutluyum
hatta cok mutluyum
sebebi ise sadece geri dönmem
degisen bi sey yok aslinda
sadece sevdiklerimin altini cizdim kalin bir kalemle
ne cok sey varmis sevdigim
ne cok sey ugruna geri dönülecek
mutluyum


Sonntag, 19. Dezember 2010

uyku

uykuya dalamiyorum
uykusuzum 48 saattir, uyku terk etti
bi film izlemek, sona gelmeden biraktigim bir kitabi okumak ya da nette dolanmak eskiden ise yarardi
eskiden
simdi ne gerek uykuyu selamlamak icin

Sonntag, 12. Dezember 2010

o daha cok kücük cok yabanci hayata, hatta hayata dair hic bir sey bilmiyor. o benim uykularimi bölüyor, icimi dagliyor, beni acitiyor. elim dilim tutuldu. son 3 ayda iki kasin arasinda ki o iki cizgi iyice derinlesti. yüzüme bakmiyor, bakamiyor belki, bir baksa tasacagim belki. her gecen gün batarken o farketmeden, ben ölüyorum sanki yavas yavas. ne agirliklar yükleniyor bilmeden kücük cocugum. kiziyorum, ifade edemiyorum. seviyorum ama artik gösteremiyorum, uzak benden, bizden, kendinden, hayattan. herseyden uzak. bos bos bakiyor artik gözleri. bütün acilarini yüklenmek istiyorum onun adina. kiyamiyorum. birsey yapamiyorum, kilitlendim. bütün dogru bildiklerim silindi sanki. ona birsey veremiyorum.

eski resimlerine bakip, yillari geri getirmek istiyorum.
hatirliyormusun, elinden tutup seni ilk okul gününe götürmüstüm. sen de bana "abla, okul zormu" demistin. "hayir, sen cok akilli bir kizsin, sana cok kolay gelecek" demistim. o güne geri gidelim ne olur. ne benim kaslarimin arasinda ki cizgiler bu kadar derin, ne de senin omuzlarinda bi yük vardi. o günün pariltisini gözlerinde bir daha göremedim. nedir seni bu kadar cabuk tüketen. bu kadar cekilmez ne var di hayatinda. düsündügün kadar zor degil hersey. hem sen hala akilli bir kizsin benim icin.

sen kücükken odama gizlice girmeni istemezdim.
hadi gel simdi, gizlice gir yine odama
saklan yorganin altina
bütün esyalarimi karistir
topuklu ayakkablarimi giy gizlice
makyaj malzemelerimle resim yap hadi
hadi
hadi
haki gel artik

kac kere uyuyunca bitecek hasret

öyle böyle gecti iki ay.
dönüsüme yakin isil isil bu sehri sevmeye basladim sanki.
kar yagiyormus dönecegim sehire, söyleyin kara erimesin ben gelene.
annem söylemiyor ama hissediyorum hava alanina beni karsilamaya gelecegini.
cok özledim cok.
günleri sayiyorum, saatleri.
ben cok kücükken ve annem giderken ona "kac kere uyuyunca dönecegini" sormustum.
cevap verememisti, cok kere uyumam gerekirmis, simdi anliyorum.
annecigim ben, sen 6 kere uyuyunca dönecegim.
ben uyumayacagim,
ama hadi sen uyu canim benim.



Freitag, 12. November 2010

Istan-bul-usturdu

cok tatli bir türk teyzeyle sohbet ettim az önce.
Istanbul'dan konustuk, o bana kendi Istanbul'unu anlatti.
ben de ona benim Istanbul'umu
yine Istan'bul'usturdu
sonra o cok hos oglu da geldi
sürpriz gibi!
NY türk film festivali icin 3 hafta öncesinden aldigim "11e 10 kala" filmine onlar da bilet almislar.
artik bir randevum var :)
Türkan hanim ve ogluyla:)
ah ne güzel oldu...

Samstag, 6. November 2010

...

yazmayali iki hafta oldugunu gördüm az önce. uzun uzun New York maceralari yazmak isterdim. ama bir halti yokmus buranin da. her yer iki gün sonra ayni oluyormus. iyice anladim bunu. bi olayi yok buranin da. bir iki gökdelen, 15 mio insan her sabah sanki benim tersime yürümeye calisan, carpan, catan, sacmasapan.

her gün iki kere, bir sabah bir aksam yikilan ikizlerin 3000 can alarak kocaman bir karadelik biraktigi yere bakiyorum uzun uzun. sabah kahvemi icerken bir sanat eseri izleyen edasiyla izliyorum o delikleri. ilk defa görmüs gibi. ciz ciz ciz. sonra ise gidiyorum. ögleden önce bir, ögle yemeginden sonra iki, ögleden sonra iki sigara icip, bir iki rapor, bir iki görüsme, bir iki bir iki bir iki... iste böyle. iki hafta oldu. ömrüm boyunca burada yasiyormus gibiyim.

ben mi cabuk alisiyorum heryere, yoksa artik aliskanliklarmi kalicigini yitirdi. anlayamiyorum.
hep ayni seyler kafamda, hastalikli biri gibi. her gün ayni. her gün ayni. ayni. ayni.

bir de birini düsünüyorum. ne kadar cok varmis, ne kadar yok olmus.

bir agac varmis, gözümde büyüttügüm.
ne kolaymis hersey, ne kolay bitebiliyormus.

en cok inandigin, en cabuk kayiyormus ellerinden.

kayganmis hersey.

Freitag, 22. Oktober 2010

özür dileyemeyen ezik erkegin özür dilemek yerine sectigi kelimeler

ben öyle demek istememistim aslinda
yani söyledigim hic birsey icten gelenler degildi
yani sadece acitmak icin demis mis mis mis
sonra bir de üzgünüm
hatta cok üzgünüm

ne zormus ezik olmak
hele de ezik bir erkek olmak

koc kicina tekmeyi.

Dienstag, 19. Oktober 2010

usul usul

artik hersey usul usul oluyor

müdahale etmeden

öyyle kendi halinde

ne huzurluymus birakmak kendini böyle

eskiden de böyle olsaymis



akisina birakmak herseyi, herkesi

üzerine hayat yagar gibi

usul usul islanmak

soguk, psikoloji, filizlenme

böyle birseyler filizlendi bugün sanki...

psikolojide doktora yapma gibi bir fikir ziyaret etti beni birde

sonra kendimi üni sayfalarinda basvuru formu ararken buldum bir an

sonra cok üsüdügümü fark ettim

bugün cok üsüdüm, yüzyillardir isinmamis gibi sanki

yeni ufuklar gerek, birseyler yapmak gerek

bu sogukta bile filizlenebiliyormus insan

filiz filiz, tomur tomur oldum

doktor olacagim, kafama koydum


Das heisst LEBEN

Wenn man lebt, passiert nichts. Die Szenerie wechselt, Leute kommen und gehen, das ist alles. Es gibt nie Anfänge. Ein Tag folgt dem anderen, ohne Sinn und Verstand, ein unaufhörliches, eintöniges Aneinanderreihen. Von Zeit zu Zeit macht man eine Teilbilanz, man sagt: Jetzt bin seit 3 Jahren auf Reisen, jetzt lebe ich seit 3 Jahren in Frankfurt. Es gibt auch kein Ende: man verlässt einen Mann, eine Freundin, eine Stadt nie mit einemmal. Und außerdem sieht sich alles ähnlich: Tokio, Shanghai, London, New York, Singapur, Frankfurt, Berlin, Istanbul, Rom, Paris, Nizza, Moskau, nach 2 Wochen ist alles gleich. Dann und wann - selten - zieht man Bilanz, man wird sich bewusst, dass man an einem Mann hängengeblieben ist, dass man in eine schmutzige Geschichte verwickelt ist, dass die Jahre verflossen sind und immer noch werden. Eine blitzartige Erleuchtung. Danach fängt der Reigen wieder an. Man macht sich wieder daran, Stunden und Tage aneinanderzureihen. Montag, Dienstag, Mittwoch. April, Mai, Juni. 1982, 1992, 2002.
Das heisst LEBEN!

Samstag, 16. Oktober 2010

bugün

bugün tramvayda bir adam omzunda uyuyan cocugunu uyutmak icin islik caliyordu. arkami dönüp baktigimda rahatsiz oldugumu düsünmüs olacak ki isligi kesti. oysa ne hosuma gitmisti ninnisi. artik icimden gecenleri yüzüme yansitamiyormuyum diye düsündüm bir an. icimle yüzüm ayni dansi etmiyorlarmi, ne zaman biraktilar Bir olmayi...

bir sonraki durakta binen orta yasli bir babanin ogluyla yaptigi telefon görüsmesi takildi sonra kulagima. yarin oglu babasini ziyarete gelecekmis, sesi civil civildi adamin. 'cok uzaklara gitme' dedi, sonra bir kac kez tekrarladi bu cümleyi konusma boyunca, 'cok uzaklara gitme oglum'..., 'cok uzaklara gitme ne olur oglum'... uzaklara... gitme... endise yapisip kaliyor annelerin babalarin ellerine, dizlerine... bir gün birakip gideceklerini düsünürken en cok üzüldükleri bitecek olan kendi hayatlari degildir onlarin... 'uzaklara gitme oglum'...

ben cok uzaklara gidecegim yakinda
istemesemde

Mittwoch, 6. Oktober 2010

Umutsuzlugun U'su da terk eder
Bir mutsuzluktur geriye kalan

sahte

inanmayin kandirir o
sevecendir sandirir
öper uyandirir
soyunur sonra
utandirir
inanmayin kandirir o