Dienstag, 20. Dezember 2011

It's snowing...

When he spoke, what tender words he used!


So softly, that like flakes of feathered snow.


They melted as they fell.

Donnerstag, 15. Dezember 2011

devreler

zaman beni her seferinde hayretler icin de birakmayi basariyor

nelere kadirsin sen

bitis sonrasi sacmaliklari (ilk 4 hafta)
onun cok sevdigi icin ayni sac kremini kullanmanin sacmaligini göremiyorum önceleri. sanki ondan intikam aliyormusum gibi bolca sürüyorum saclarima kremi. sürdük ce ne oluyorsa sanki, bi bokum olmuyor, saclarim da ahenkle dans etmiyor. sonra sürekli biyerlere gidecekmis gibi hazir olma durusu, bu neyin nesidir anlayamiyorum. sanki her an karsima cikip ta bir film sahnesini aratmayan bi sekilde benden özür dileyecek, ben ise gözümün kenarindan akan bir damla mutluluk suyuyla ona kosup, sarilip, Hollywood tarzi bel bükerek, öpüserek ömrümün sonuna kadar mutlu mesut yasiycam onunla... gibi... sabah ilk uyandiginda email-tel-posta kutusu kontrollarina ne demeli, 3 haftadir gelmeyen adam, o gün, iste tam da o gün gelecek ve af dileyecek digmi aptal sey seni

ve iste böye beklerken (... ve kimseciklere bekledigini itiraf edemeden), en sevdigin arkadasina, sildim bitti gitti derken (yere bakarak tabii, kendini kandirdigin anlasilmasin diye) iste o devasa güc, tapinilasi sey... ZAMAN giriyor araya ve iyi ki giriyor

ZAMAN geciyor ve...
en umutsuz animda en siddetle "unutamam ben bunu" diyorum, sonra günler geciyor, is güc, günlük hayatin dehseti falan derken, bir gün onu artik düsünmedigimi düsünüyorum.

bu da garip bi hal zaten; artik onu düsünmedigimi düsünüp bu dururun iyi mi kötü mü olduguna karar veremiyorum mesela. sanki düsünmeyi (bu sefer ki oldugu gibi) bu kadar erken birakarak bi isi yarim birakmis gibi hissediyorum. sanki daha daha düsünüp, icinde bulundugum delikte daha uzun kalmam gerekiyormus gibi, sacma bi his

sonra ariyorum, düsünecek biseyler ariyorum, ondan yola cikan düsüncelerim yolunu sasiriyor... en komigi ise onunla baslayan bi düsüncemin "düsünme yolundan" cikip baska biseylere odaklanip, hatta cok baska ve sacma biseyler yaparken bulmam kendimi

sonra onu düsünmenin ne kadar oldugunu fark ettim bu sefer... ööööfff dedim neden bu kadar büyütüyorum gözümde diyebildim.

bitti, bittigini nasil alnadim dersiniz...

yeni ufuklar, yeni tazeler
civi civi diye bi söz var ya iste tam da o ne kadar dogru oldugunu ispatliyor o anda.
egoma da botox gibi geldi 25 yasinda bir tazenin kendinden 5 yas büyük bir kadina ilgisi...

öpüstük tazeyle.
hem de karsilastirmadan onunla.
cok da güzeldi.
hem de christmas market te sicak sarap esliginde.

Donnerstag, 17. November 2011

kötü alisveris

dünden bugüne kafam da ki bir kac soru isareti yerini bir ünleme ya da ücnoktaya birakti.
ögrendim ki bir iliskiye hazir degilmis, bir iliskinin gerektirdigi zamani ve hassasiyeti verecek durumda degilmis falan filan... bu kliseyi cok duydum, cok gördüm, cani yanan arkadaslarimi cok dinledim.

bu sefer ilk defa kendi kuyrugum yandi. klische beni de yakaladi sonunda

peki, nedir bu biseylere hazir olmama durumu?
ne bu kendini baska birinin arzularina yer veremeyecek kadar kendine konsatre etmek?

biz kadinlar da kendimizi seviyoruz, fakat baska bir insan, hele bir de bu insandan hoslaniyorsak ve gecirdigimiz zaman güzel ise ve bize enerji veriyorsa, neden bu kadar disarda tutulmaya calisiliyor. anlayamiyorum.

güzel giden bir beraberlik bir erkek icin ne zaman yük ve sorumluluk duygulariyla baglantili biseyler olmaya basliyor. bir ay? iki ay? kac zaman sonra.

herseyin güzel, komplikasyonsuz, tartismasiz, yanlis anlamasiz, sorgusuz sualsiz ve serbest ce ilerledigi zamanlar da hersey yolunda. unutulan sey ise bu güzel zamanlarla beraber ilerleyen duygusal bir baglam. yeni bir iliski türü olustu son yillar da, adi "gezip tozup eglenelim, soru sorma, birsey bekleme, umud etme cünkü beklenti icine düstügünde ben kacar giderim". peki nasil olacak bu is? güzel zamanlar sonunda, ah yedim ictim, karnim tok, hadi bana müsade mi diyecegiz? nasil olur da beraber birseyler yasar, paylasir ve haz alirken, duygularin ve beklentilerin de olusmasina engel olunabilinir? bir iliskide olabildigince kadin ve disi olman beklenirken, nasil olur da ayni zamanda sahiplenme, ait olunma ve daha bir sürü disisel özellikleri ve dürtüleri deaktive edebilecegimiz varsayilir !?

zaman degisti, kadin erkek iliskileri nedendir bilmem erkeklerin dogrularin da ilerliyor. kadin her seyi secermis, karar verirmis gibi görünse de, son karar erkekten cikiyor. kadin degil erkek seciyor. biz zavallilar ise secilmeyi bekliyoruz (cogu zaman).

bir erkek 40ndan hatta 50sinden sonra bile gencecik bir tazeyi takabiliyor koluna. aceleleri yok, cünkü örnek aldiklari abileri var onlarin. neden daha 30larin ortalarindayken dönüsü olmayan (ya da dönüsü pahali olan) kararlar versinler ki? ohhh, 30lari 40lari biraz yukari da sekillendirdigim bicimde yasayip gidiyorlar. sonra hooop, hic beklenmedik bir zaman da ve adi bile duyulmadik bir tazeyle evleniyorlar.

olan bize oluyor. o kadar cok hos kadin taniyorum ki ve bir o kadar ayni model adam, "baglanmak icin cok erken, takilalim ama bisey bekleme" modeli. hicbirimizin gelecegin bir partner ile mutlu mesut gececegine inanci kalmadi. bir gün beraber bir ev alip icinde beraber yaslanmayi düsünüyoruz.

üzülmemek elde degil. cok sitemkar yaziyorum, biliyorum fakat sitemliyim.

acim cok taze, giden benmisim gibi görünse de bana baska bir secim birakmayan o! beklentilerim minimumdayken bile (ki hakikaten bir beklenti icinde degildim henüz) onun icin bir yük olmaya basladigimi ögrenmek cok canimi yakti, yakiyor.

peki ya benim ona özveriyle, seve seve verdiklerim?
onlari sualsizce alirken hersey hostu ama...

hesabi olmaz verilenlerin, biliyorum.
fakat ne kötü bi alisveris oldu bu benim ki...
bazen üzerine de versen alacakli kaliyorsun iste....

hayat

Dienstag, 15. November 2011

ve biseyler olmak üzereyken hep bitiyor

ben bu blog olsaydim, klavyeyi kilitler, hatta passwordümü degistirir, ben'im buraya bi daha girmeme, tek kelime yazmama izin vermezdim! neden mi anlatayim...

ben iki mutlu an arasin da kusmaya geliyorum buraya. ha biseyler oldu olacak, cok güzel olacak diyorum, hayata karisiyorum. karismak la kalmiyor agzimin payini aliyorum. sonra ah blog da vah blog... hersey boktan be blog. ah benim kara yazim da blog.... blog da blog.... blog degil, cöplük, ruhsal artiklar cöplügü. adi üstünde, KARA-LAMA DEFTERI... yani sadece kendimi karalara bürünmüsken buluyorum blog yollarinda.

gülüyorsun degilmi icten icten... gidip digip, hep sana dönecegimi bildigin icin gülüyorsun.

okuyan varsa da bu cöplügü, malesef sadece buhranlarima taniklik ediyor. güzel anlari disarda yasasip, disarda biraktigim ve bloga almadigim icin beni mutsuz, ezik saniyorlar belki de.
yok efenim, öyle degil... oluyor oluyor, ara ara, ara sira bana da oluyor güzellikler fekat pek nadir oldugundan öyle anlar, yasayip hafizama naksetmekle mesgul oldugumdan hic girismiyorum sanal aleme.

iki ay sürdü son hikaye. iki ayda hem asik oldum, hem hayalkirikligi oldum, hem ayrilan oldum, hem ayrilma karari alabilecek kadar kendime sadik ve gururlu oldum, hem de özleyip aglayip bunu son virgül den önce ki sifatimdan (celiskili demesinler diye) saklayacak bir garip insan oldum.

bu sifatlarin hepsini bir beden de tasimak nasil mi anlatayim:
  • asik oldum bi adama iste, cok hostu napiim, saclari hafif kirlasmis, bir centelmen, bir tapinak abidesi, bir corc kuluni cok sevdim iste
  • lay lay lay, loy loy loy, asigiz, her bos dakkayi beraber gecirmeye calisiyoruz, bu ara o biyerlere gidiyor, ben is seyahatleri, onun izni, benim tatilim bir kosturmaca, bir heyecan, bir özleme, bir bulusma...
  • sonra bir parti, bir diger parti... bir kadin, iki kadin.... hooooop efendi, kim bu bu kadar kadin, neden hepsini taniyorsun, neden onlar seni yemek istiyorlar hemide ben senin yanindayken...
  • ilk bullet point taki corc iste gastronom oldugundan bir dünya insan taniyor mus, da hepsi sadece is icin kurulmus kontaktlarmis da, bunlari ciddiye almamam gerekiyormus...
  • neyse, eski bir macerasinin bir gece corc la vedalasirken ki yakinligi ve dudak kenarinin dudaga en yakin cizgisine konulmus iki islak öpücük tü tepemi attiran. naarami attim gittim.
  • bitti iste.
sonra ne mi oldu...
  • hic, ben agladim üzüldüm, corc keyfi hayatina devam etmekte, etrafinda ki kediler mutlu mesut siralarini bekliyorlar hünkarimizin yatagina girmeye..
  • ben, radikal uc noktalarin kadini olaraktan ne var ne yok sildim. silgidim seyler listesinde, telefon numaralari, email adresleri, beraber cekilmis fotograflar, atilmis sms ler, yazilmis emailler, FB, Xing, Whatsup gibi sanal ve teknolojik izlerin yani sira, kapi kollari, kapida ki parmak izleri, banyo, yerler, camlar, dolaplar yer almakta. atilmis bir kac esyasi ile yakilmis bir kac kiyafeti ni almaya gelmek istemez umarim. cünkü artik yoklar.
  • bu sanal ve fiziksel temizlik ten sonra kendimi cok mu iyi hissettim, haaaayiiiiiir. icime soguk sular mi serpil di, hayiiiiiir. ama biseyler yapmam gerekiyor du, bana bu konuda hak verirsiniz isallah, icim icimi yerken, öyleeee oturup beklesemiydim onun beni silmesini...
gecicek diyorlar onlar, tabiisikide gecicek, kimler geldi, kimler gecmedi ki... yaniiiii fekat ne zaman? hangi yil da? nasil ?
su an gecicekmis gibi gelmiyor, yani biliyorum tabii, henüz cok taze... vs vs vs. gececegi günü bekliyorum, baska erkeklere bakmayi, onlari süzmeyi, süzerken flirt edip bundan keyif almayi...

ama kahretsin ki cok yakisikliydi, ondan güzelini nasil bulucam ben yaaaaaaaaaaaaaa

Allah belani versin corc... o kadinlardan hastalik kapasin, bir daha sevisemeyesin emi.
Evsiz barksiz yasamaya devam edesin, benim gibisini bi daha bulamayasin emi.
Düzenledigin partilere kimse gelmez, hepsi bir flop olur sen de rezil olursun issallah.
O her kadina ayni dilleri döken dilin de ciban cika, bir daha kimsenin agzinin icine giremeyesin issallahhh
Dans etmeyi cok iyi bilen ayaklarin birbirine dolasir da yüzünün üstüne yerlere yapisasin issallah.
Flirt etmek ve can yakmak icin kulladigin o cok sevgili Ispanyolcan bir gün hafiza kaybiyla beraber kaybolur, asil dilin olan Almancayi bile konusamassin insallah....
Ömür boyu elinde bir bavulla bir koltuktan digerine uzanir belini bükersin issallah
Yedigin pizzalar zaten büyümekte olan göbegini davul eder de bir daha o cok kiymetlini yukardan bakarak göremessin issallah...
Beni götürdügün her yere bir daha kimseyi götürümez, bok gibi yalniz kalirsin isallah....
O cok sevdigin sac kremimin kokusunu bir daha kimsede bulamaz, ömür boyu beni ararsin insallah....
Bir daha benim ki kadar koforlu, temiz ve misk kokulu yataklarda uyumaz, bitlenirsin issallah.

bu kadar yeter bence.

ha bi de...

neyse, bu da bana kalsin.


Dienstag, 13. September 2011

biseyler oluyor

sanki sihirli bi el dokundu bana
son zamanlar daki buhranlarimi bilen, gören, hisseden ve bu duruma üzülen, sevindirmek isteyen, son vermek isteyen bu kara zamanlara, bir el dokundu sanki bana

bir anda oldu, nasil oldugunu bile anlayamadan bir gün bir seyler degisti

ne güzel oldu!

sonbahar da oldu

soguga ve rüzgara inat, yemyesil icim simdi
civil civil kuslar sarki söylüyorlar icimde, ve kanat cirpislarini hissediyorum karnimda
öyle güzel oldu ki
korkuyorum bitecek diye

korkmadan, tadina vara vara, hayati icmek istiyorum simdi gecen yillarin susuzluguyla!

bir seyler oldu, nasil anlatsam bilemiyorum

ama cok güzel oldu!

Donnerstag, 25. August 2011

mutfak

misafirlerim gitti. yendi, bitti, silindi, yikandi. sanki o mutfakta bu gün tencereler kaynanamis, tavalar da yaglar erimemis, lavaboda bir sürü yesillik, ot, salata, sebze, meyve yikanmamis gibi. silindi izler. geriye kalan ise tatli bir yorgunluk. bugün cok mu güzel gecti? HAYIR. tabii ki HAYIR. fakat ne zaman böyle cok iyi olmasam kendimi mutfakta buluyorum. birilerini yemege davet edip, bir hisimla girisiyorum yemeklere, sanki hayatimda ters giden herseyin hincini mutfaktan cikariyorum.

bugün
90 dakika
2 ana yemek (biri tavuklu, digeri kirmizi etli)
2 aperativ
2 ara sicak
desert

voi la

ne hos bi telas, ne hos bi ugras. ne cabuk sonuc. ne lezzetli.
en basit en essential sey. YEMEK.

eskisi gibi yaptiklarima abanmiyorum da artik. mutsuz ve sisman olmak daha beter bisey cünkü, biliyorum. tadina baktigim icin mi bilmem, yaptiktan sonra yemek gelmiyor icimden.
ama bir o kadar da seviyorum yiyenleri izlemeyi.

mutfak evet, su aralar stresimi attigim, tatli tatli yoruldugum tek yer.

mutfak.

Dienstag, 16. August 2011

ben ne zaman ...

ben ne zaman yazsam, bitti yazilan
ne zaman görsem bir kusu, o an ucup gitti
ne dilesem tanridan, kabul görmeyen dilekceler cöplügüne atildi
ne gecirsem aklimdan, aklim kalmadi
.
.
ben ne zaman görsem, gözüm karardi
ne zaman baksam, gözüm yol cekti
ne zaman sevsem,
ne zaman
ne de yol
sevdigimi bana getirdi
.
.
ben ne zaman öpsem, dudagim yandi
ne zaman öpülsem, icim almadi
ne zaman gülsem, icim agladi
ne zaman Özdemir Asaf okusam...
.
.
neyse
o da baska bir zaman

Sonntag, 14. August 2011

severek mi seviserek mi?

annen seni sadece seviserek mi dogurdu yoksa gercekten severek ve isteyerek mi?


bu soru kafami kurcaliyor cok zamandir.



annenin hamile kalmasi, hamilelik zamani, dogum öncesi ve dogum aninda ki ruh sagligi / bozuklugu, mutlulugu / mutsuzlugu isliyor cocugun da kanina.



eger mutsuzsa anne, hatta (bu kocasi olsa bile) tecavüz edilmisse anneye, dayak la gecirmisse hamileligini, annenin acisi kanina islemisse sen daha dogmadan, vay senin haline...



care yoktur, istedigin kadar cabala dur. olmaz, olamassin, mutlu olamassin.



ne cocuklugun, ne ergenligin ne de yetiskinligin de sevildigini ve istendigini hissersin.



kendi kendine aciklayamassin o hic gitmeyen hüznünün ve melankolinin sebebini.



annen üzülmüsse, sen de üzülürsün.



bu sanki anneden kiza gecen bir lanet gibidir.



belki sen, mutsuzlugu kanina dogmadan islenmis cocuk, mutlu olmayi azicik ucundan basarip, severek, seviserek ve isteyerek bi cocuk dünyaya getirirsen bu lanet zincirini kirarsin.



yeni, temiz sayfalar acarsin soy agacina.




Donnerstag, 11. August 2011

dogru kadinlar la konusmali genc kizlar

hata yapmis ve pisman olmamis kadinlarla konusmali genc kizlar, hayata karsi cesaretli duruslarini örnek almali bu kadinlarin.

düz yollarin güvenli patikalarin da, yanlarin da yavsak esleri ve veletleriyle ekmegin fiyatini bu güne dek ögrenmemis kadinlar la degil, batip cikmis, tekrar batmis, hüznüyle dimdik kadinlarla konusmali genc kizlar.

terk etme cesaretini göstermis, terk etmis, edilmis, gurursuzca sevmis, severken terk edebilmis, icmis, batmis, cikmis ve hüznüyle dimdik kadinlarla konusmali genc kizlar.

yasamis kadinlar la konusmali.
yasarken hayati ve üzerine üzerine giderken, en aglanasi durumlar da bile kirmizi rujunu sürmeyi ihmal etmemis kadinlar la konusmali.

sigarinin dumanini tüttürebilen, sarabin iyisin den anlayan kadinlarla konusmali genc kizlar, sarabin icine düsebilen. sarap gibi kadinlar la.

bekaretini ruhunun ve bedeninin bir deli asiga birakmis kadinlar la konusmali genc kizlar, asklari ve inanclari ugruna sehirler terk etmis kadinlar la. yetmis, yetebilmis, dilenmemis, kendini güvence ugruna kiraya vermemis kadinlar la konusmali.

kizmizi ojeli ayaklari gezmis kadinlar la konusmali genc kizlar, yürüyerek bi kenti kesfetmis tek basina. yanin da bir ikinci kisiye ihtiyac duymadan dolasmis kadinlar la konusmali genc kizlar, yalnizliklariyla yanliz olmayan kadinlar la.

sarki söyleyen kadinlar la konusmali genc kizlar, kederlenmekten zevk alan kadinlarla. hayatlari bitmeyen bir sarki olan kadinlar la konusmali genc kizlar, hicaz makamina yakisan kadinlar la.

onlara sormali hayati genc kizlar, onlar dan ögrenmeli.

Mittwoch, 10. August 2011

lotto

bana
vur
öyle
bi
vurki
felegim
sassin

amin!

Dienstag, 9. August 2011

balik

en ummadiginiz an da, en umutsuzken gelirmis baliklar

bir balik geldi

öyle bir geldi ki

hosgeldi

hem de cok hos geldi


Montag, 8. August 2011

kadife ve tarzan

kadife prenses o aksam kendini saraba vurmus yine evinde kendi kendine demlenmis, demlenen bir cay gibi bütün düsünceleri, kederleri su yüzüne vurmus
hava sogukmus, prenses balkonunda sonbaharin habercisi soguga inat, battaniyeyle oturmus, icmis sarabini
habire ayni sarkilari dinleyip durmus, ayni sarkilari ilk defa dinleyen biri gibi hayretle "ne güzel sarki, ne güzel anlatmis" deyip durmus kendi kendine
prenses bugün cok yogunmus, cok duygusal
uzun zamandir görmedigi bi arkadasiyla karsilasmis
arkadasinin bi bebegi olmusmus, ve o bebegi kollarina aldiginda duydugu his prensesi öyle duygulandirmis ki, gözlerinin bebegine oturan bir kac damla yasa engel olamamis, öyle sevinmis ki prenses, öyle duygulanmis ki hala sevdigi arkadasini ve bebegini, ve serceleri ve dünyanin bütün hayvanlarini, Allahin yarattigi bütün o muhtesemlikleri düsünüp duygulanmis
biraz da onlara icmis bu gece, onlara hayret etmis, sanki ilk defa bir serce görür gibi, ilk defa bir bebegin nasil bir mucizeyle dünyaya geldigini, hayat buldugunu anlar gibi, anlayamaz gibi, öylece hayretler icinde icmis

cekirdege can veren tanriya sükretmis, onun mükemmelligi karsisinda kendini öyle aciz, öyle caresiz, öyle kücücük hissetmis...

öyle sükretmis bu gece

ve üsümeye baslamis

galiba soguk almis dünkü yagmur macerasindan

simdi ise kafasi güzelmis, güzelmis

öyle istemis ki bu kafayi paylasmayi

tarzan ise kendi ormanin da, prensesten bihaber

tarzan kendi ormanin da, prenses kendi ormanin da

öyleymis

bu hikayelerin sonu nereye gidermis

bu bir hikayemiymis ger gece kücük kizlara anlatilan iyi uyusunlar diye

hikayemiymis tarzan, yok sa gercek mi, dokundugunda kaybolurmuymus tarzan

yoksa varmiymis gercekten, kendi kafasinda kurdugu bir kahramanmiymis yoksa etten, kandan, damardan bir adammiymis bu tarzan

kadife varmis ama

hem de en yogun halinde su an...

Donnerstag, 4. August 2011

der gibi...

anladiginiz üzre is yerindeyim, aslinda pazartesinden beri is yapmadigim göz önünde bulunduruldugun da, banka dinlenme tesislerindeyim de diyebilirim. is var olmasina da acelesi yok, son dakka golü atip kahramanlik hislerine kapilmak istiyorum.

su allaanbelasi ülke, aci vatan ve bir diger adiyla da Alamanya dan kurtulabilmek icin borcumun bitmesi gerek. Bu nedenle kendime hafta sonlari calisacagim bir is ariyorum arkadasim.

Yaptigim is bas-vurulari ise insanin kafasini duvarlara-vurulasi:

1. Bir araba parcasi üreten sirketin yepisyeni bir parcasini piyasaya tanitim, satis ve pazarlama icin aradigi baagyan elaman pozisyonunda aradiklari özelliklerin arkasinda yatan gözellikler

- pirezentibil (mini etek, baldir bacak göster der gibi)

- kendine güvenli (ürettigimiz mala güven yok bari baldirin bacagin güzel olsun der gibi)

- satis tecrübeli (parayi almadan mali verme salak der gibi)

- düzgün konusabilen (agzin laf yapmassa bu boku nasil satacaksin der gibi)

- esnek calisma saatli (mal tanitmaya mi gittin, adamlar kararsiz sa tabikiside yemege cikacaan, icki tekliflerine hayir demeycen, elma suyu kusup, beyaz sarap ictim diyecen der gibi)

- istikrarli (mali tanittin, adamlar size döneriz dedi, basacaan telefonu, basacaan imeyli, biktiracaan, ve tabii ki kibarca ve mini eteginle der gibi)

- provizyon bazinda (sattinmi alirsin parani, satamassan bize ne der gibi)

- sorumluluk sahibi (hafta sonu isim var, annem hasta, görümcemin cocugu oldu, karnim agriyo baska efinime söyliyim partiye davetliyim dersen bozusuruz...)


der gibi...

sümüklü ugur böcügü ve psikolog teyzemin tedavi önerisi

teyzeme giden yolda yagmuru firsat bilen yüz bin tane salyangoz gördüm. irili ufakli, grili beyazli. hepsi evini sirtlamis. usul usul ama özgürce, en kiymetli üc bes esyasini sirtina almis gibi... kiskandim. ben de sümüklü böcük olmak istedim oracikta. hem neden bu sirin heycanciklara sümüklü derler onu da anlamadim. en miniklerinden birini elimin üzerine koydum. tutuntu tenime, elimi ters cevirip test ettim, düsmedi. islak oldugunu sanisimiz insanligin yillardir inandigi büyük bir yanlismis, anladim. ne garip bir his ti o. ne yumusak, ne serin.

teyzeme hayatimi bos, anlamsiz hissettigimden ve mutsuz oldugumdan bahsettigim de bana bir psikolog edasiyla bakti ve su bütün hemsirelerimin örnek almalari gereken önerilerde bulundu:

- gel bana, önce alisverise gidelim
- sonra eve gelip en dertli kaseti takip mutfakta pisirelim, pisirelim, pisirelim. masayi donatalim.
- sevmedigimiz ne kadar insan varsa davet edip yiyelim, yiyelim, catlayana kadar yiyelim.
- ortaligi temizleyelim, silelim, silelim, silelim
- sonra ne uykusuzluk kalir ne mutsuzluk, yataga kendini zor atarsin. uyursun misil, misil.

bir diger bilir kisi olan yengem ise olaya "yavrucuum sükretmeyi ögrenmelisin" diyere basladi ve sükür objelerinden bahsetti:
- güzelsin
- zekisin
- isin gücün var, parani kazaniyorsun
- tatile gittin geldin, bronz bir tenin var
- göbegin yok
- ne güzel giyiniyorsun
- evin koccaamaan, güzel, temiz
- sil, süpür, otur ohhhh cayini demle, ac bi film...
- nankörsünüz siz, nankör
diyerek bu hayatimin anlam ve önemini belirten konusmasina son verdi.

sonra yengem tekrar söze girdi:
- bir piskoloooga gitsen, anlatsan
- gerci pisikolog karinin diyecegi de belli
- git diyecek kendine bir boyfirend bul, gez, eglen, gününü gün et, sevis, ye ic, yine sevis ve cogal. kadin diyecek ki, simdi hemen buradan cikar cikmaz, gözünü dört ac, etrafina bak, bul ve al.

iste böyle de entel, böyle de bilgili ve hassas bir ailem var.

otobüs duraginda beklerken sol elimle kitabimi tutuyordum ki mübarek sag elim sigara denen nigmeti iyi kavrasin, sol elle günah biliyorsunuz. neyse bi kipirdanma hissetti sol elim. ve sanki o kitabin icinden cikmisti, 7 noktali ugur böcügüm. elimde ufak bir dünya turu attiktan sonra da yere düstü, ölmedi korkmayin. yürüdü gitti. tam o anda otbis geldi ve bir sürü sarhos ile beraber eve dogru koyulduk.


Montag, 1. August 2011

hayattan gecmis olanlar bilirler ki

romantizm hicte öyle dalli güllü bisey degil.
Babil filminin iste o sahnesinde erkek kadinin altina bi kap tutar ve kadin kaba iserken kadin ve erkek öpüsürler. kadin erkege korkularindan, erkekse birbirlerini ne kadar sevdiklerini söyler. iste tam da o en "pis" seye sahit olurken öpüsülebiliyorsa o romantiktir. en pis seyler paylasiliyorsa o asktir.

tatil sonu ilk is günü, günlerden pazatesi

pazartesi gününün tek güzel yani gececek olmasi ve yerini, sallanan Sali'ya, ortasekerli Carsamba'ya, müjdeci Persembe'ye ve günlerin krali Cuma'ya birakacak olmasi.

10000000000 email outlook da.
10unu okudum, gerisi ögleden sonraya. herbiri tepende ki sorumlulugu sana milyon kez hatirlatan igneler gibi geliyor zaman zaman.

pazatesiler cumaya ertelesin.
biri bunu yapsin ne olur.

Sonntag, 31. Juli 2011

tatil sonu buhranlari

eve geleli bi kac saat oldu. bir kahve. ikinci kahve. dördüncü sigara.
ve iste yine yasadigim evdeyim. eve girerken ki o tanidik evin kokusu. dolapta süt yok. sütsüz kahve berbat. tatilin fazlasi zarar. ücüncü haftanin ortalarinda bos bos gezmeye alisan bünye bir yandan alistigina tutunuyor, bir diger yandan tatilin sonunu hatirlatan beyin bünyeyle catisiyor. süt yok. kahve hala berbat süt olmazken.
eve ilk girdigimde yaptigim ilk is yarim saat boyunca yeni aldigim tabloya duvar begenmek oldu. begendim, astim. berbat sütsüz kahve elimde, duvara bakiyorum. tabloya. harem cariyelerine. süt memelerine cariyelerin. süt yok, kahve berbat.
hava alaninda tam ucaga binecekken cekip geri gitmeyi düsündüm. el kol bagli tabi. bok gidersin. sikiysa git. öyle dönmek isterdimki. kus gibi özgür.
pazartesi is var, bundan da beteri pazartesinden önce soguk bir pazar. bavulumu bosaltirken ki elime yapisacak kum taneleri var mesela. hala islak mayom var. ordan burdan aldigim ufak tefek seyler var. kokular var. kiyafetlere sinmis yasanmisliklar var. bavulumu oldugu gibi bassam cöpe.
ekmek yok. kahvalti yok. nakit yok. pazar günü acik olan bi firin yok. veresiye de yok.
tatil yorucuydu. o haliyle bile güzel.
tenim kara simdi, yakinda soyulurum.
aciktim. migdem cekildi.
ucakta arkamda ki veletlerin annesiyle tartistim.
kafvem soguk, sütsüz, tatsiz.
cariyelerin memeleri ise süt gibi.

Dienstag, 5. Juli 2011

küretaj hisler

bir kac yazi önce iyi biseylerin olmayisindan bahsetmistim. keske bir kez de hakli cikmasam. ya gercekten benim payima iyi biseyin kalmayisindan, ya da iyi biseyin olamayacagini ezberledigimden, her ne sebepten olursa olsun, olmuyor iste. kendim yazmiyorum hayat senaryomu. kendi degil her insan yasadiklarinin yazari, bunu artik iyice biliyorum.
her sey olabilirdi, iste ne oluyorsa tam da o herseyin mümkün oldugu anlarda oluyor. nasil bilemiyorum. sanki biri gelip, yazilmis bir mutlu ani karaliyor, son anda biseyler, birileri fikir degistiriyor ve son bildigimiz son. aci(k) son.

baslamadan biten seyler, alinmis cocuklar gibi, dogmadan ölen. küretaj olmak gibi. icinde kipirtilarini hissettigin, icinde dönüslerini ufak tefek bir umudun. sonra si yok. sonrasi küretaj olan hisler.

sonrasinda yasadigim ise, duygularimi aldirdiktan sonra ki buhran.

nasilmi...

birden gözlerim karardi ulu orta, bir binadan digerine giden uzun ince yolda gidiyordum. elimde kahve, digerinde sigaram, giris kartim. kahvemin birazini yere, birazini üzerime döktüm. sonra cöküp kaldim durdugum yere. asagi yukari yüz metre mesafede iki kisi bana dogru yürüyordu. oturdugum yerden kalkmaya calistim yavasca, kalktim, yine oturdum. iki kisi yaklasiyordu hala. onlar gelmeden kalkmaya calistim tekrar. bu sefer basardim. iki kisi yanimdan gectiler. sormadan iyi olup olmadigimi, öylece gectiler. kalktim. gittim.

hava cok sicakti. tramvay da tutamadim kendimi. biraktim. bayilmisim. gözümü actigimda benim inecegim duraga iki durak kalmisti. toparlandim. indim, yavas yavas eve yürüdüm.

öyle zavalli hissettim ki kendimi.
kendime acidim, bir dilenciye acir gibi.

sIk sIk umudunu küretaj olunca insan, acisi cabuk bitiyor ama icinde ki bosluk büyüyor.
bosum simdi. bombos.

Montag, 4. Juli 2011

hey hayat... baksana bi buraya

SIKILDIM anliyormusun SIKILDIM senden

sen agzima sicarken her seferinde afiyetle, ben kalkmaktan SIKILDIM

bana her kalkisimda umudu asiliyorken, ben düserken bana bakip siritmandan SIKILDIM

bana umut verme

umut verme bana !

Donnerstag, 30. Juni 2011

baskin

sanki hic bir iyi sey olmayacakmis gibi geliyor bazen. bazen de bunun böyle olacagini düsündügüm icin mi eliyorum iyi bir sey olabilitesi olan seyleri diye düsünmeden edemiyorum.
ne zaman basladim böyle biri olmaya, hangisinden sonra. hatirlamiyorum.
digeri oldugum zamanlari bile hatirlayamiyorum. oldum mu ben hic öyle. bilmiyorum.
bu his öyle baskin ki, sanki bundan öncesi yok gibi, sildi gecti gibi, gecmiste olduysa eger, olan biteni. ve en kötüsü, bu his öyle inandirdi ki beni kaliciligina, baska birseylere inanmak mümkün degil. biri ciksa ve dese ki, mavi topunu buldum. belki o zaman...

ellerime bakiyorum bazen. dokundugum seylere.
ellerim yasimi belirtmeyen tek bölge bedenimde. ellerim hala bir cocugunkiler gibi.
bir tek ellerim kaldi. baskalarinin ellerine de bakiyorum, birseyler söylüyorlar. konusuyor elleri insanlarin. bazen dilin sustugunu eller söylüyor.