Yeni evimin anahtarlarini aldim bu sabah.
Sonra her odada uzun uzun durdum.
Bos duvarlara baktim.
Ayak izlerinin olmadigi parkeye.
Bir sigara yaktim sonra.
Yeni bir sayfa acmanin ne demek oldugunu ilk defa bu kadar iyi anladim.
Simdi hayatla doldurmak gerek bos odalari.
Kahkahalar sürmek duvarlara.
Yerlere dans eden ayaklarin izlerini sermek.
Mutfaga sevgi ile yapilmis yemeklerin kokularini sindirmek gerek.
Sevdiklerimin parmak izlerini sürmek gerek kapi kollarina.
Melodiler serpmek oraya buraya.
Yasamak gerek simdi.
Samstag, 15. Dezember 2012
Sonntag, 2. Dezember 2012
üc gün
birseylerle ugrasmadigim her an ucurumun kenarinda buluyorum kendimi. atlasammi düsüncelerin derinlerine, izin versemmi söylenmis (ve geri alinmis) sözlerini icten icten yadetmelere. düsmek istemedigim icin her an ugrasacak biseyler üretiyorum. hava soguk ama buna ragmen disardaydim son iki gündür. cuma aksami kitab evine gittim mesela. tasarim kitaplari aldim yanima ve dörtgen okuma köselerinin birine sigdirdim kendimi iki kisi arasina. herkesin elinde baska bir genre den kitap / dergi / ansiklopedi vardi. herkes baska seylerin pesinde. benim su aralar tek okuyabildigim sey ise dekorasyon kitaplari.
iki hafta sonra yeni dünyamin anahtarlarini teslim alacagim. 4 hafta oldu (sen) gideli. eger gitmeseydin seninle bekleyecektik bu iki haftanin gecmesini. heyecanlanacaktik belki de. belki bütün esyalarimizi secmis olacaktik, belki belki belki. duvarlarin renkleri hakkinda hala kararsizim, tek bildigim pastel aqua renkleri olacagi, ruhu oksayan. oksanmaya ihtiyaci var hem ruhumun, hem de saclarimin. saclarimi kestirecegim. belki de beni ilk kisa saclarimla gördügünde benden ayrildigin icin üzülmeyeceksin, cünkü sac kestirme ayrilma sebeplerin arasindaydi. ama sen saclarimin son yillar da en uzun oldugu bir zamanda terk ettin beni.
dekorasyon dergilerinin birinin adi "eskici Chique"di. eski pazarlarindan, antikacilardan alinip degerlendirilmis esyalarla dösenmis evler. cok etkileyiciydi, cok etkilendim. eski birseyleri kesfetmenin, alip degerlendirmenin, yeni bir boya atmanin ahsaplarin üzerine ya da yeni bir döseme yaptirmanin eski bir chippendale koltuga, bütün yasanmis yillarini / hikayelerini bir esyanin alip evine götürmenin zevki. o kadar hosuma gitti ki bu fikir cumartesi eski pazarina gitmeye karar verdim. dur daha cumayi bitirmedim.
cuma aksami kitapcidan cikip noel pazarina gittim, geleneksel ve senede sadece bir defa yedigim o harika sosislerden yedim. sonra kendime kurabiye aldim. sinemaya gittim ardindan, bir fransiz filmi izledim. seninle ilk defa gittigimiz o Cinema varya iste, oradaydim. ne garipti, film secemeyip s.x hastasi olan birinin dramatik yasam öyküsünü anlatan bir filme girmistik. sen ve ben, ilk defa sinemada, daha bedenlerimiz birbirine hic yaklasmamisken, biz doksan dakika boyunca doyumsuz s.x sahnelerinin gectigi bir filmi izlemistik. gülüyorum simdi o günü düsündükce. ardindan bir barda soluklanip öpüsmüstük ilk defa. ben whiskey sour icmistim. 4 tane, sarhos olmustum. kendini bana birak demistim, birakmistim. simdi yerde yatiyorum, heryerim kirik.
film cok güzel di, cok güldüm, cok düsündüm. eve geldigimde yeni aldigim kitaba basladim. The great Gatsby. Usul usul uykuya dalmisim. son cümleyi ücüncü kez tekrarlayip hala anlamadigimi fark edince uyuma vakti geldigini anliyorum. ve daha bir cok seyi anliyorum ama... bir seni anlayamiyorum sevgilim.
cumartesi erkenden sporumu yaptim ve pazara gittim. elli altmis sene öncesinde cekilmis bir fotograf buldum; kizlardan olusan bir okul sinifinin okul bahcesinde cektirmis olduklari siyah beyaz bir fotograf. aldim. sonra türk bi standciyla tanistim. üc tekli koltuk ve iki narcicegi renginde eski kadife perdeyi kaptim. biraz sohbet ettik sonra Orhan la. ölen kisilerin evlerini bosaltiyorlarmis, asil isleri buymus, kimsesiz olan ve ölenlerin. ne aci degilmi tatlim. bir cok insan yalniz ölüyor, ne korkunc! naas morga tasindiktan sonra is bizim türk aileye düsüyormus. bazen para altin gibi degerli seyler de cikiyormus evlerden. bazen ise mektuplar. mektuplari ve günlükleri de bir sonra ki sefer pazara getirmelerini rica ettim. atiyorlarmis. evden cikan esyalari ise pazar da satiyorlarmis. degerli parcalardan anlayacak kadar entellektüel olmasalar bile portföyleri hic fena degildi. 3 koltuk ve 6 metre kadifeye komik bir rakam verdikten sonra yeni "eski" esyalarimin sigacagi bir taxi arayisina ciktim. yarim saat sifir derecede bekledikten sonra hayat kurtaran yine bir türk taxici oldu. almanlar arka koltuga esya almiyorlarmis. bizim pratik türkler de var ne varsa.
esyalari eve birakirken iki rus tasimaya yardim ettiler, ikisi de yeniydiler burada, tek kelime almanca bilmiyorlardi. rusmusun dedim ve aldigim cevap daaa ve enerjik hareketlerle asagi yukari sallanan bir kafa oldu.
asil sinav simdi basliyordu benim icin. seninle gidip esya begendigimiz mobilya evine gitmek, orada aglamamak, gayet uslu bir bicimde esya bakmak, düsünmemek, ucurumdan atlamamak.
önce yataklarin bulundugu kisma gittim, hersey cok pahaliydi. bir yatak disinda. bu bir tesadüfmüydü bilemiyorum. seninle begendigimiz yatagin yanindan gectim, bakmadan. her yatagi inceledim, bir tek ona bakmadim. indirim de olan yatak varmi diye sordum elemana. var dedi. hagisi dedim. beni o yatagin yanina götürdü. indirime girmis hayallerim sevgilim. ucuzlamisiz. baktim. beni nasil belimden cekip yataga atmistin, asiktik biz. ve daha alti hafta önceydi. istedigimiz daireyi bize verecekleri haberini almistik o sabah. cumartesiydi günlerden, sonbaharin son günesli günlerinden biriydi. koklasiyorduk biz ve telefon calmisti. emlakcinin civil civil sesinden anlamistim, bizim di o ev. artik bizimdi, ve artik hayallerin bir yüzü vardi. o evde olacakti. mutluluk o kapinin ardindaydi. ben ciglik atmistim. emlakci beni duymus ve gülmüstü. uzun uzun öpmüstüm seni. o gündü artik herseyin gercek olduguna inandigim. elin belimdeydi ilk defa gördügümüzde o yatagi, ben fiyatina bakip ürkmüstüm, yolumu baska bir yatagin bulundugu istikamete cevirmek isterken sen farkedip beni yataga cekmistin, öpüsmüstük. bunu istiyorsan, bu olacak demistin. inanmistim.
eleman bana bakiyordu hala.
begenmedinizmi?
hayir cok begendim
indirimde hem de
görüyorum
alacakmisiniz?
bilmiyorum
bence hic düsünmeyin...
onca hic düsünmeyecekmisim. bana neyi sundugunun farkinda olmayan eleman, bana kirilmis hayallerimi ucuza satmaya calisan bir eleman.
yatagin kenarina oturdum, tutamadim kendimi, yine agladim.
disari cikip bir sigara yaktim, aglama dedim, aglama yeter. oysa bir haftadir hic gözüm yasarmamisti. yalan söylemiyorum inan bana.
eve gitmek istemiyordum. kitabciya gittim yine. cok sIk gidiyoum farkindayim ama bir cafeye, bara yalniz oturmak istemiyorum. tanidik birinin beni görüp, sana bir yerlerde yalniz oturdugumun haberini versinler istemiyorum. bu sehri dar ettin bana, ve bu deyimi de ilk defa kullandigimin farkina variyorum yazarken. eskiden kulagima arabesk gelirdi bu cümle. simdi anliyorum ne demek oldugunu.
geri zekali bir herif beni uzaktan kesip yanima oturmak icin raflardan eski Fransa revolusyonu kitaplarindan birini alip geldi. dibime oturdu. kitap o kazma icin Da Vincinin sifresi kadar karmasik. aptal biri belli. IQ su BMI sini gecmiyo, o kadar bos bakiyor gözleri. ve elinde o tarih kitabi, resim kitabina bakar gibi umarsizca sayfalari cevirip sondan basa, yan gözle beni kesiyor. elimde ki dekorasyon kitabinin onun da ilgisini cektigini yüzüme dogru sacmaladiktan sonra, nereden aldigimi soruyor. onu 3. kata yollayorum, cocuk kitaplarinin oldugu kisma. o aptalligiyla cocuk bölümünde oldugunu bile anlamaz, oyalanir, o arada yanima baska biri oturur diye de plan kuruyorum. bulamamis geldi, yanim hala bos. oturdu ve beni kesiyor. o an cok kizdim sana. neden beni bu duruma düsürdün. neden abuk sabuk bir herif beni kesiyor simdi. neden hic kimse sen degil, olamaz. neden izin veriyorsun bunlara. neden o an bir yerden cikip yanima gelmedin, beni öpüp o igrenc durumdan kurtarmadin beni. neden. son günlerde hep baska erkekler beni izliyorlar. öküz gibi bakiyorlar. nasil izin verirsin buna. neden yanimda degilsin.
kalkip baska yere oturdum, yine geldi beni buldu. sinirimi gizleyemedim. ne istiyorsun benden rahat birak beni diye bagirdim. herkes bana bakti. rezil oldum. oysa bi dolu kitapla beraber cikabilirdik o lanet olasi kitapcidan. neden böyle oldu. anlamak istiyorum.
sehirden eve yürüdüm, bir saate yakin yürümüsüm, vücudum uzun süre isinamadi. cok üsümüsüm. uykuya kactim.
bu sabah uyandigimda hissettim sokaklarin karla kapli oldugunu, pencereyi actim, kar kokusu. pijamanin üzerine ceketimi ve cizmelerimi giyip parka yürüdüm kahvem ve sigaram esliginde. karda ilk ben yürüdüm, henüz hic kimse ayak basmamisti bizim siteden. bir pazar günü saat 6:30 da kim sevgilisinin sicak kollarindan ayrilip parka gider ki. gicirtilarini dinledim adimlarimin. kahvemin dumani tütüyordu. iki tavsan gördüm, popolari beyaz olanlardan, ne cok var bizim parkda, hatirliyormusun. evimi toparladim. yoga yaptim. kahvalti ettim. camasir yikadim. küvete girdim, Melody Gardot dinledim yikanirken. isim bittiginde saat bir olmus ve kar erimeye baslamisti. bi film aradim, bulamadim. yemek yaptim. on kisilik yine. yarim kisilik yedim. saat hala üctü. bu gün gecmedi. agladim yine, aklima biseyler gelmis olmali. aklimi alsinlar istiyorum. hafizami sifirlamak. bildiklerimi unutmak. aklima gelme.
simdi saat hala sekizbucuk. kitap okuycam biraz. belki bir sigara daha icerim.
pazarlar hep böyle mi olacak.
biseyler bulmam lazim pazar günlerini atlatacak. belki yine matematik dersi vermeye baslarim Hannah'ya, cok isimiz olacagi icin bu okul yilini iptal etmistim hatirlarsan. cok üzülmüstü canim. umarim yeni birini bulmamislardir. ya da yine o Kiliseye mi gitsem, pazar günleri corba günü. mutfakta ise yararim. yemek yapmayi beni dinlendiriyor.
dört hafta gecti.
devami gececek
gececek degilmi?
iki hafta sonra yeni dünyamin anahtarlarini teslim alacagim. 4 hafta oldu (sen) gideli. eger gitmeseydin seninle bekleyecektik bu iki haftanin gecmesini. heyecanlanacaktik belki de. belki bütün esyalarimizi secmis olacaktik, belki belki belki. duvarlarin renkleri hakkinda hala kararsizim, tek bildigim pastel aqua renkleri olacagi, ruhu oksayan. oksanmaya ihtiyaci var hem ruhumun, hem de saclarimin. saclarimi kestirecegim. belki de beni ilk kisa saclarimla gördügünde benden ayrildigin icin üzülmeyeceksin, cünkü sac kestirme ayrilma sebeplerin arasindaydi. ama sen saclarimin son yillar da en uzun oldugu bir zamanda terk ettin beni.
dekorasyon dergilerinin birinin adi "eskici Chique"di. eski pazarlarindan, antikacilardan alinip degerlendirilmis esyalarla dösenmis evler. cok etkileyiciydi, cok etkilendim. eski birseyleri kesfetmenin, alip degerlendirmenin, yeni bir boya atmanin ahsaplarin üzerine ya da yeni bir döseme yaptirmanin eski bir chippendale koltuga, bütün yasanmis yillarini / hikayelerini bir esyanin alip evine götürmenin zevki. o kadar hosuma gitti ki bu fikir cumartesi eski pazarina gitmeye karar verdim. dur daha cumayi bitirmedim.
cuma aksami kitapcidan cikip noel pazarina gittim, geleneksel ve senede sadece bir defa yedigim o harika sosislerden yedim. sonra kendime kurabiye aldim. sinemaya gittim ardindan, bir fransiz filmi izledim. seninle ilk defa gittigimiz o Cinema varya iste, oradaydim. ne garipti, film secemeyip s.x hastasi olan birinin dramatik yasam öyküsünü anlatan bir filme girmistik. sen ve ben, ilk defa sinemada, daha bedenlerimiz birbirine hic yaklasmamisken, biz doksan dakika boyunca doyumsuz s.x sahnelerinin gectigi bir filmi izlemistik. gülüyorum simdi o günü düsündükce. ardindan bir barda soluklanip öpüsmüstük ilk defa. ben whiskey sour icmistim. 4 tane, sarhos olmustum. kendini bana birak demistim, birakmistim. simdi yerde yatiyorum, heryerim kirik.
film cok güzel di, cok güldüm, cok düsündüm. eve geldigimde yeni aldigim kitaba basladim. The great Gatsby. Usul usul uykuya dalmisim. son cümleyi ücüncü kez tekrarlayip hala anlamadigimi fark edince uyuma vakti geldigini anliyorum. ve daha bir cok seyi anliyorum ama... bir seni anlayamiyorum sevgilim.
cumartesi erkenden sporumu yaptim ve pazara gittim. elli altmis sene öncesinde cekilmis bir fotograf buldum; kizlardan olusan bir okul sinifinin okul bahcesinde cektirmis olduklari siyah beyaz bir fotograf. aldim. sonra türk bi standciyla tanistim. üc tekli koltuk ve iki narcicegi renginde eski kadife perdeyi kaptim. biraz sohbet ettik sonra Orhan la. ölen kisilerin evlerini bosaltiyorlarmis, asil isleri buymus, kimsesiz olan ve ölenlerin. ne aci degilmi tatlim. bir cok insan yalniz ölüyor, ne korkunc! naas morga tasindiktan sonra is bizim türk aileye düsüyormus. bazen para altin gibi degerli seyler de cikiyormus evlerden. bazen ise mektuplar. mektuplari ve günlükleri de bir sonra ki sefer pazara getirmelerini rica ettim. atiyorlarmis. evden cikan esyalari ise pazar da satiyorlarmis. degerli parcalardan anlayacak kadar entellektüel olmasalar bile portföyleri hic fena degildi. 3 koltuk ve 6 metre kadifeye komik bir rakam verdikten sonra yeni "eski" esyalarimin sigacagi bir taxi arayisina ciktim. yarim saat sifir derecede bekledikten sonra hayat kurtaran yine bir türk taxici oldu. almanlar arka koltuga esya almiyorlarmis. bizim pratik türkler de var ne varsa.
esyalari eve birakirken iki rus tasimaya yardim ettiler, ikisi de yeniydiler burada, tek kelime almanca bilmiyorlardi. rusmusun dedim ve aldigim cevap daaa ve enerjik hareketlerle asagi yukari sallanan bir kafa oldu.
asil sinav simdi basliyordu benim icin. seninle gidip esya begendigimiz mobilya evine gitmek, orada aglamamak, gayet uslu bir bicimde esya bakmak, düsünmemek, ucurumdan atlamamak.
önce yataklarin bulundugu kisma gittim, hersey cok pahaliydi. bir yatak disinda. bu bir tesadüfmüydü bilemiyorum. seninle begendigimiz yatagin yanindan gectim, bakmadan. her yatagi inceledim, bir tek ona bakmadim. indirim de olan yatak varmi diye sordum elemana. var dedi. hagisi dedim. beni o yatagin yanina götürdü. indirime girmis hayallerim sevgilim. ucuzlamisiz. baktim. beni nasil belimden cekip yataga atmistin, asiktik biz. ve daha alti hafta önceydi. istedigimiz daireyi bize verecekleri haberini almistik o sabah. cumartesiydi günlerden, sonbaharin son günesli günlerinden biriydi. koklasiyorduk biz ve telefon calmisti. emlakcinin civil civil sesinden anlamistim, bizim di o ev. artik bizimdi, ve artik hayallerin bir yüzü vardi. o evde olacakti. mutluluk o kapinin ardindaydi. ben ciglik atmistim. emlakci beni duymus ve gülmüstü. uzun uzun öpmüstüm seni. o gündü artik herseyin gercek olduguna inandigim. elin belimdeydi ilk defa gördügümüzde o yatagi, ben fiyatina bakip ürkmüstüm, yolumu baska bir yatagin bulundugu istikamete cevirmek isterken sen farkedip beni yataga cekmistin, öpüsmüstük. bunu istiyorsan, bu olacak demistin. inanmistim.
eleman bana bakiyordu hala.
begenmedinizmi?
hayir cok begendim
indirimde hem de
görüyorum
alacakmisiniz?
bilmiyorum
bence hic düsünmeyin...
onca hic düsünmeyecekmisim. bana neyi sundugunun farkinda olmayan eleman, bana kirilmis hayallerimi ucuza satmaya calisan bir eleman.
yatagin kenarina oturdum, tutamadim kendimi, yine agladim.
disari cikip bir sigara yaktim, aglama dedim, aglama yeter. oysa bir haftadir hic gözüm yasarmamisti. yalan söylemiyorum inan bana.
eve gitmek istemiyordum. kitabciya gittim yine. cok sIk gidiyoum farkindayim ama bir cafeye, bara yalniz oturmak istemiyorum. tanidik birinin beni görüp, sana bir yerlerde yalniz oturdugumun haberini versinler istemiyorum. bu sehri dar ettin bana, ve bu deyimi de ilk defa kullandigimin farkina variyorum yazarken. eskiden kulagima arabesk gelirdi bu cümle. simdi anliyorum ne demek oldugunu.
geri zekali bir herif beni uzaktan kesip yanima oturmak icin raflardan eski Fransa revolusyonu kitaplarindan birini alip geldi. dibime oturdu. kitap o kazma icin Da Vincinin sifresi kadar karmasik. aptal biri belli. IQ su BMI sini gecmiyo, o kadar bos bakiyor gözleri. ve elinde o tarih kitabi, resim kitabina bakar gibi umarsizca sayfalari cevirip sondan basa, yan gözle beni kesiyor. elimde ki dekorasyon kitabinin onun da ilgisini cektigini yüzüme dogru sacmaladiktan sonra, nereden aldigimi soruyor. onu 3. kata yollayorum, cocuk kitaplarinin oldugu kisma. o aptalligiyla cocuk bölümünde oldugunu bile anlamaz, oyalanir, o arada yanima baska biri oturur diye de plan kuruyorum. bulamamis geldi, yanim hala bos. oturdu ve beni kesiyor. o an cok kizdim sana. neden beni bu duruma düsürdün. neden abuk sabuk bir herif beni kesiyor simdi. neden hic kimse sen degil, olamaz. neden izin veriyorsun bunlara. neden o an bir yerden cikip yanima gelmedin, beni öpüp o igrenc durumdan kurtarmadin beni. neden. son günlerde hep baska erkekler beni izliyorlar. öküz gibi bakiyorlar. nasil izin verirsin buna. neden yanimda degilsin.
kalkip baska yere oturdum, yine geldi beni buldu. sinirimi gizleyemedim. ne istiyorsun benden rahat birak beni diye bagirdim. herkes bana bakti. rezil oldum. oysa bi dolu kitapla beraber cikabilirdik o lanet olasi kitapcidan. neden böyle oldu. anlamak istiyorum.
sehirden eve yürüdüm, bir saate yakin yürümüsüm, vücudum uzun süre isinamadi. cok üsümüsüm. uykuya kactim.
bu sabah uyandigimda hissettim sokaklarin karla kapli oldugunu, pencereyi actim, kar kokusu. pijamanin üzerine ceketimi ve cizmelerimi giyip parka yürüdüm kahvem ve sigaram esliginde. karda ilk ben yürüdüm, henüz hic kimse ayak basmamisti bizim siteden. bir pazar günü saat 6:30 da kim sevgilisinin sicak kollarindan ayrilip parka gider ki. gicirtilarini dinledim adimlarimin. kahvemin dumani tütüyordu. iki tavsan gördüm, popolari beyaz olanlardan, ne cok var bizim parkda, hatirliyormusun. evimi toparladim. yoga yaptim. kahvalti ettim. camasir yikadim. küvete girdim, Melody Gardot dinledim yikanirken. isim bittiginde saat bir olmus ve kar erimeye baslamisti. bi film aradim, bulamadim. yemek yaptim. on kisilik yine. yarim kisilik yedim. saat hala üctü. bu gün gecmedi. agladim yine, aklima biseyler gelmis olmali. aklimi alsinlar istiyorum. hafizami sifirlamak. bildiklerimi unutmak. aklima gelme.
simdi saat hala sekizbucuk. kitap okuycam biraz. belki bir sigara daha icerim.
pazarlar hep böyle mi olacak.
biseyler bulmam lazim pazar günlerini atlatacak. belki yine matematik dersi vermeye baslarim Hannah'ya, cok isimiz olacagi icin bu okul yilini iptal etmistim hatirlarsan. cok üzülmüstü canim. umarim yeni birini bulmamislardir. ya da yine o Kiliseye mi gitsem, pazar günleri corba günü. mutfakta ise yararim. yemek yapmayi beni dinlendiriyor.
dört hafta gecti.
devami gececek
gececek degilmi?
Dienstag, 27. November 2012
.
terk edildikten sonra gelen devrelerin hangisindeyim bilemiyorum. sanki o ilk cümlendeyim hala, üzerinden 3 hafta gecmis olmasina ragmen. o ilk kelimeler, cekingen, dikkatli, o felaketin habercisi ilk cümle. iyimiyim bilmiyorum, sadece her dakika aglamiyorum o kadar. ama aklimin her kösesindesin, her an. durmaksizin.
gün gectikce eskiyoruz farkindamisin. her gün eskin olmak biraz daha gercek oluyor. benden bahsederken eski sevgilim mi diyorsun? öyle deme ne olur. ben de demiyorum, diyemiyorum. 'O' diyorum. eskime istiyorum.
bu aksam yine sogukta uzun uzun yürüdüm. sokaklar da seni mi ariyorum acaba kendime bile itiraf etmeden. belki. karsilasiriz. diye mi.
bu sehiri sevmiyorum artik. bu sehiri ilk seninle sevmistim. her kösesini gezmeseydik keske, her sokakta yürümeseydik, her vitrinin, her cafenin önünde öpmeseydin beni keske. elimi öyle hic birakmayacakmis gibi tutmasaydin bu sehrin sokaklarinda. simdi elim yumruk yürürken. elim bos.
cok üsüdüm bugün.
merak icindeyim, nasil geciyo bensiz günlerin. adimi öncelikler listenden silmekle amacladigin refaha kavustun mu? yalnizken hep yapmak istediklerini yapiyormusun simdi? uzun ve alengirli cümleler kuruyormusun baska kadinlara, onlar da benim gibi eriyorlar mi karsinda? kiskaniyorum seni baska bir kadin olmasa bile. seni yalnizligindan bile kiskaniyorum.
alismaya basladim ufaktan. senden mesaj almamaya, bana gün arasi beni özledigini söylemeyisine, aksam planlari yapmamamiza, eve gelmeyisine, kapiyi calmayisina, uyandigimda bana sariliyo olmayisina alistim. alismaktan korkuyorum. eskimekten de. özlemiyormusun beni? hic mi?
cok zayifladim senden sonra. icim de, disim da zayifladi.
yapmam gerekenleri yapiyorum. kendimi günlük hayatin sorumluluklarindan soyutlamadim, sadece seni cok özlüyorum.
sesini özledim, bana masal anlatmani. kulagimin arkasiyla ensem arasinda ki o kisa mesafe öksüz kaldi.
hic mi özlemedin?
gün gectikce eskiyoruz farkindamisin. her gün eskin olmak biraz daha gercek oluyor. benden bahsederken eski sevgilim mi diyorsun? öyle deme ne olur. ben de demiyorum, diyemiyorum. 'O' diyorum. eskime istiyorum.
bu aksam yine sogukta uzun uzun yürüdüm. sokaklar da seni mi ariyorum acaba kendime bile itiraf etmeden. belki. karsilasiriz. diye mi.
bu sehiri sevmiyorum artik. bu sehiri ilk seninle sevmistim. her kösesini gezmeseydik keske, her sokakta yürümeseydik, her vitrinin, her cafenin önünde öpmeseydin beni keske. elimi öyle hic birakmayacakmis gibi tutmasaydin bu sehrin sokaklarinda. simdi elim yumruk yürürken. elim bos.
cok üsüdüm bugün.
merak icindeyim, nasil geciyo bensiz günlerin. adimi öncelikler listenden silmekle amacladigin refaha kavustun mu? yalnizken hep yapmak istediklerini yapiyormusun simdi? uzun ve alengirli cümleler kuruyormusun baska kadinlara, onlar da benim gibi eriyorlar mi karsinda? kiskaniyorum seni baska bir kadin olmasa bile. seni yalnizligindan bile kiskaniyorum.
alismaya basladim ufaktan. senden mesaj almamaya, bana gün arasi beni özledigini söylemeyisine, aksam planlari yapmamamiza, eve gelmeyisine, kapiyi calmayisina, uyandigimda bana sariliyo olmayisina alistim. alismaktan korkuyorum. eskimekten de. özlemiyormusun beni? hic mi?
cok zayifladim senden sonra. icim de, disim da zayifladi.
yapmam gerekenleri yapiyorum. kendimi günlük hayatin sorumluluklarindan soyutlamadim, sadece seni cok özlüyorum.
sesini özledim, bana masal anlatmani. kulagimin arkasiyla ensem arasinda ki o kisa mesafe öksüz kaldi.
hic mi özlemedin?
Sonntag, 25. November 2012
PRIVAT
Bugün "Privat" isimli bir sergiye gittim, gördügüm en ilginc sergiydi diyebilirim. Adindan da belli oldugu gibi Özel olanlardan bahsediliyordu. Özel yazilar, özel anlar, özel video kayitlari, özel esyalar. Bazilari anonym, bazilari kisilerin isimleriyle sergilenmis özel anlar. Gecen yüzyilin ortalarinda basladi özel anlari dört duvarin disina tasimalar ve bu hareket yeni dünyanin hizli gelisen teknolojisiyle de devam etti.
Her ani akilli telefonlarin kameralariyla resmeden, bir sosyal sitenin "su an ne yapiyorsun" sorusuna cevap veren, insanlari trende otobüste uyurken resmeden, voyeurismi dibine kadar yasayan ve passiv olarak bile olsa baskalarinin ekledigi insanlarin utanc anlarini gösteren fotograflari / videolari kahkalarla veya zaman zaman tiksinerek bile olsa izleyen bir toplum olustu.
Sergiyi dolasirken zaman zaman gülümsedim, garipsedim ama en cok tiksindim. Benimle beraber sergide bulunan insanlar aklima ne kadar da "bu sergi göstermek icin var" dese de, kendimi izinsiz girdigim bir ev de gibi hissettim. Sanki her an biri gelip te "ne yapiyorsunuz burada, burasi benim özelim" diyecekmis gibi garip ve tedirgindim.
Resimler, günlükler, ani defterleri, ic camasirlari bir yana beni en cok gariplestiren bir ciftin gönüllü olarak cocuklarinin dogumunu iceren videoyu sergiye vermis olmalariydi. O kadar özel! Video sansürsüz dü. Kanli, sancili ve herseyden önce gercekti! Yanim da oturan yabancilar la beraber bir kadinin dogumunu izledik, ne garip bi sey. Bu izledigim bir belgesel degil di, bu gercek hayatti.
Bir an gözlerim karardi, basim döndü ve yere cöktüm. Kimse orali olmadi, beklemedim de zaten. Herkes o kadar dalmisti ki baska hayatlara yere oturdugumun bile farkinda degil di kimsecikler.
Video odasindan disari ciktigimda tanimadigim insanlarin özel hayatlarinin beni daralttigini hissettim. Hic bir resme bakmamaya gayret göstererek disari ciktim. Nefes aldim.
Taviseye edilecek kadar ilginc bir sergiydi fakat bana fazla geldi. Kim nasil yasiyor bilmek istemem.
Simdi kendi dört duvarimdayim. Bu his cok güzel.
Her ani akilli telefonlarin kameralariyla resmeden, bir sosyal sitenin "su an ne yapiyorsun" sorusuna cevap veren, insanlari trende otobüste uyurken resmeden, voyeurismi dibine kadar yasayan ve passiv olarak bile olsa baskalarinin ekledigi insanlarin utanc anlarini gösteren fotograflari / videolari kahkalarla veya zaman zaman tiksinerek bile olsa izleyen bir toplum olustu.
Sergiyi dolasirken zaman zaman gülümsedim, garipsedim ama en cok tiksindim. Benimle beraber sergide bulunan insanlar aklima ne kadar da "bu sergi göstermek icin var" dese de, kendimi izinsiz girdigim bir ev de gibi hissettim. Sanki her an biri gelip te "ne yapiyorsunuz burada, burasi benim özelim" diyecekmis gibi garip ve tedirgindim.
Resimler, günlükler, ani defterleri, ic camasirlari bir yana beni en cok gariplestiren bir ciftin gönüllü olarak cocuklarinin dogumunu iceren videoyu sergiye vermis olmalariydi. O kadar özel! Video sansürsüz dü. Kanli, sancili ve herseyden önce gercekti! Yanim da oturan yabancilar la beraber bir kadinin dogumunu izledik, ne garip bi sey. Bu izledigim bir belgesel degil di, bu gercek hayatti.
Bir an gözlerim karardi, basim döndü ve yere cöktüm. Kimse orali olmadi, beklemedim de zaten. Herkes o kadar dalmisti ki baska hayatlara yere oturdugumun bile farkinda degil di kimsecikler.
Video odasindan disari ciktigimda tanimadigim insanlarin özel hayatlarinin beni daralttigini hissettim. Hic bir resme bakmamaya gayret göstererek disari ciktim. Nefes aldim.
Taviseye edilecek kadar ilginc bir sergiydi fakat bana fazla geldi. Kim nasil yasiyor bilmek istemem.
Simdi kendi dört duvarimdayim. Bu his cok güzel.
Samstag, 24. November 2012
ve sonra
hangi söz teselli
güclü durmaya calismak
hangi yer huzur verir simdi bana
yeni bir ev, badana, hep istedigin o koltuk
resimler, tablolar, yatak odasindan yesile cikan bir bahce kapisi
neye yarar söyle simdi
kestirdigim saclarim mi
aldigim yeni pabuclarim mi
güclü durmaya calismak
yüzüm almis yari yolda birakilmanin cehresini
kim, ne... nasil
nerede ne zaman tekrar gülecek yüzüm
nerede ne zaman tekrar gülecek yüzüm
ne zaman bir kiz cocugu gördügünde gülümseyebilecegim
demeseydin iyiydi
böyle cok sevmeseydin iyiydi
en yükseklere kaldirip birakmasaydin hele
cok iyiydi.
dedi ki...
korkma! gencligini calip gitmeyecegim...
hayatim seninle güzel...
ilk defa uzun bir ömür diliyorum seninle uzun uzun yasamak icin...
gelecege seninle bakmak...
hayatim seninle güzel...
ilk defa uzun bir ömür diliyorum seninle uzun uzun yasamak icin...
gelecege seninle bakmak...
Dienstag, 10. Juli 2012
kurarken kirmak
belki
insan otuzundan sonra da sarki söyleyebilir bir sahnede ruhu saglara
sanatci ruh belki yasadigi zamanlar da degil de, öldükten sonra da duyurabilir sesini degilmi?
bu belki bile cok güzel
belki bile belki iste degilmi
belki bir gün biri bulur o ilk melodiyi
belki iste
belki
insan belki hayali olur
belki de hayali kurdukca kirar
kirarken kurulur, kurarken kirilir belki hayaller
hangisi olur
bedava diye mi bu kadar cok hayal kurar insan
yoksa bu kadar cok kurdugumuz icin mi indirimde hayaller?
Montag, 2. Juli 2012
30a yaklasmanin dayanilmaz agirligi
En son yazimi 14 Subat'ta yazmisim. Pek de hayirli bir gün degilmis benim ve diger hemsirelerim icin, okudum da yazdigimi, acidim kendime. Peki o günden bu güne neler oldu, neler degisti.
Sunu anladim ki, ben single ve mutsuz oldugum zamanlar daha bi kreatif oluyorum, daha bi yazacak biseyler buluyorum. Simdi 1+ 1 i hesaplayabilen kisi anladi ki, 14 Subat'tan beri yine alengirli bir hikayenin icindeyim.
Bir yerinden baslamak gerek ki icimdekileri kusmaya...
1. Ideal dedigin nedir ki
Kendimi bir erkegin yaninda hayal ederken ki hayallerimi bi bakiyorum da, bi evlilik yapmis, ayri olmasina ragmen kagit üzerinde hala nikahli, iki cocuk babasi, üstelik, boyu kisa, benden 14 yas büyük ve gece clubü sahibi bi adam hayal etmemistim hic. Bir prens, önemli bir sahsiyet, bir diplomat da hayal etmeyecek kadar gercekciydim de... böyle si idealimden uzak bi adami da yanima yanastiracagimi düsünmemistim.
Mutlumuyum, evet mutluyum! ama düsünmedik ce!
Fakat bu hikaye nereye varir, ne oluruz sonun da bilemiyorum, bunlari düsünmek de istemiyorum. Düsündük ce isin icinden cikamiyorum... Kafama takilan sorulari söyle siralayabiliriz
a) 14 sene yas farki kendini ne zaman göstermeye baslayacak
b) iki cocugu olan kisi, 3cü ve 4cüyü isteyecek mi
c) eski karisi bosanmak (istemiyor!) icin kac YTL kazik sokacak
d) cocuklar beni istemeyecek (o Allahin emri de), bu durumu ne kadar iyi dengeleyebilecek(giz)
e) ailemin tepkilerine ne kadar tahammül edebilecegim, ve emin olmadigim bi iliskiyi onlara nasil savunacagim
f) zamani kit olan bu adami benden baska 100000000 kisiyle nereye kadar paylasabilecegim
g) a)dan baslayarak f)ye kadar tekrarlayin simdi ve bunu her gün yapin
Düsünmeyi nasil birakabilir insan? Oldugu gibi kabullenip, hep biraz daha ideallestirme huyunu nasil hücrelerinden atabilir? Neden kimse oldugu gibi birakilmaz? Nedir bu oldurma procedürü?
Ve kisilere soruldugun da: "hayalinizde ki iliski nasildir" diye, herkes de ayni cevabi verir: "beni oldugum gibi sevsin"... Iste öyle kolay degil bu dediginiz! Bu da böyle biline!
2. 30a 9 kala
9 kaldi. 9 gün sonra yasimin basinda ki 2 sayisi hayatimdan bir daha girmemek üzere cikacak. Istatistikler de 30 üzeri bölümüne dair olacagim. Orta yasli grubuna üye, yasi gecmis ve hala bekar kitlesine dahil olacagim.
30 yasinda bi kadin ne olmus olmali?
Nelere sahip olmali?
Nerede olmali?
Bu sorulara cevap olarak
a) bi halt oldugum yok
b) ne olacagimi sandim acaba! Sanatci mi? Önemli bir kisilik mi? Bu yasima geliyorum ve hala liseyi yeni bitirmis, ne olacagini bilmeyen bi ergen triplerindeyim. Yanlis verilmis kararlar, sartlar sonucunda nefret ettigim bir branj dayim. Ne yapiyorum lan ben diye sormadan edemiyorum kendime gün be bün. Hic bir yere varmis degilim. Ne olacak benim halim...
c) Hala bi evim barkim yok. 30a 9 kala hala iki diger kisiyle bi daireyi paylasiyorum. Ev arkadaslarimdan birinden tiksiniyorum. Tek basima bi eve cikmaya param yok cünküüüü
d) 5 rakamli bi kredi borcunun altinda eziliyorum... batsin o ev kredisine evet dedigim günlere. Eger c) ile celistigini düsünüyorsaniz d)nin, ev kredisi benim icin dedil di ;(
e) 30 yasin da 25 yasinda görünen bi kadin da degilim üstelik, kilo sorunlari, sürek li bir diyete girme, diyeti bozma durumlari.. ideal kiloyu burak, su normal yemek davranisini bile cözmüs degilim; duygusal baglam da yemek yiyorum, normal insanlar gibi karnim aciktigin da degil!
f) barnagim da bi yüzük yok, olmayacak gibi de. Orasina ben alistim da, ailem sIkIstIrIyor ve onlara diyecek bahanem de kalmadi...
g) her 5 hafta da bir dip boyam geliyor, boyamazsam bi 10 sene daha yasli görünüyorum. ben sana mecburum dip boyasi
h) celillüt benim de basim da bela, kendimi arkadan görmeye dayanamiyorum. H&M aynalari, sizden nefret ediyorum!
i) a)dan baslayarak h)ye kadar gün boyunca 10 kez tekrarlarin
3) Ailemi alilelikten reddetmek istiyorum
Ümügümü kuruttunuz. Ben zengin degilim, bi banka da calismam cok param oldugu anlamina gelmiyooooooooooooooooor! Benden para istemeyin noolur. Istediginiz de benim de olmasa bile hayir diyemiyorum. Giriyorum eksiye, cikamiyorum. Noolur yapmayin bana bunu!
Ha bi de sorunlariniz var ise, cözüm arayin! Cözüm bulamiyorsaniz, tekrar tekrar basa sarmayin, beni de hayatimdan bezdirmeyin kurban oldugumun...
Yaklasan dogum günüm icin hediye isteklerim ise söyle:
- biri noolur su kredi borcumu kapasin (hayir isi veyahut zekat amacin da )
- bana güzel tek basima oturacagim bi ev bulun, tasinma isini de halledin
- sevgilime söyleyin, karisindan bosansin, bütün zamanini bana harcasin
- bi de biri sevgilimin eski karisinin aklini basina devsirsin, cocuklari kadinsi savasina dahil etmesin, acik merhametli olsun
- bi kaciniz (tek kisi yapamazsiniz) ailemi karsinina alsin ve benim cok agir bir hastalik gecirdigimi ve artik beni sorunlariyla yormamalari gerektigini anlatsin. Bi de param olmadigini usul usul, kücük harflerle anlatsin
- biri ev arkadaslarimdan birine bi süikast düzenlesin, bana olan borcunu ödesin, ödemezse de sizi birakiyorum artik, ne yaparsaniz kabulümdür
- biri estetik ameliyatim icin bir bagista bulunabilir (yer cekimine kurban etmeyin beni nooolur)
- biri bana albümüm icin sponsorluk ta bulunsun, sarkici olayim noooolur
bakiniz, maddi bi istegim var mi allah icin? YOK, hep iyilikler, hep güzellikler, hep gönlünüzden ne gecerse modelinde istekler!
hadi göreyim sizi...
Sunu anladim ki, ben single ve mutsuz oldugum zamanlar daha bi kreatif oluyorum, daha bi yazacak biseyler buluyorum. Simdi 1+ 1 i hesaplayabilen kisi anladi ki, 14 Subat'tan beri yine alengirli bir hikayenin icindeyim.
Bir yerinden baslamak gerek ki icimdekileri kusmaya...
1. Ideal dedigin nedir ki
Kendimi bir erkegin yaninda hayal ederken ki hayallerimi bi bakiyorum da, bi evlilik yapmis, ayri olmasina ragmen kagit üzerinde hala nikahli, iki cocuk babasi, üstelik, boyu kisa, benden 14 yas büyük ve gece clubü sahibi bi adam hayal etmemistim hic. Bir prens, önemli bir sahsiyet, bir diplomat da hayal etmeyecek kadar gercekciydim de... böyle si idealimden uzak bi adami da yanima yanastiracagimi düsünmemistim.
Mutlumuyum, evet mutluyum! ama düsünmedik ce!
Fakat bu hikaye nereye varir, ne oluruz sonun da bilemiyorum, bunlari düsünmek de istemiyorum. Düsündük ce isin icinden cikamiyorum... Kafama takilan sorulari söyle siralayabiliriz
a) 14 sene yas farki kendini ne zaman göstermeye baslayacak
b) iki cocugu olan kisi, 3cü ve 4cüyü isteyecek mi
c) eski karisi bosanmak (istemiyor!) icin kac YTL kazik sokacak
d) cocuklar beni istemeyecek (o Allahin emri de), bu durumu ne kadar iyi dengeleyebilecek(giz)
e) ailemin tepkilerine ne kadar tahammül edebilecegim, ve emin olmadigim bi iliskiyi onlara nasil savunacagim
f) zamani kit olan bu adami benden baska 100000000 kisiyle nereye kadar paylasabilecegim
g) a)dan baslayarak f)ye kadar tekrarlayin simdi ve bunu her gün yapin
Düsünmeyi nasil birakabilir insan? Oldugu gibi kabullenip, hep biraz daha ideallestirme huyunu nasil hücrelerinden atabilir? Neden kimse oldugu gibi birakilmaz? Nedir bu oldurma procedürü?
Ve kisilere soruldugun da: "hayalinizde ki iliski nasildir" diye, herkes de ayni cevabi verir: "beni oldugum gibi sevsin"... Iste öyle kolay degil bu dediginiz! Bu da böyle biline!
2. 30a 9 kala
9 kaldi. 9 gün sonra yasimin basinda ki 2 sayisi hayatimdan bir daha girmemek üzere cikacak. Istatistikler de 30 üzeri bölümüne dair olacagim. Orta yasli grubuna üye, yasi gecmis ve hala bekar kitlesine dahil olacagim.
30 yasinda bi kadin ne olmus olmali?
Nelere sahip olmali?
Nerede olmali?
Bu sorulara cevap olarak
a) bi halt oldugum yok
b) ne olacagimi sandim acaba! Sanatci mi? Önemli bir kisilik mi? Bu yasima geliyorum ve hala liseyi yeni bitirmis, ne olacagini bilmeyen bi ergen triplerindeyim. Yanlis verilmis kararlar, sartlar sonucunda nefret ettigim bir branj dayim. Ne yapiyorum lan ben diye sormadan edemiyorum kendime gün be bün. Hic bir yere varmis degilim. Ne olacak benim halim...
c) Hala bi evim barkim yok. 30a 9 kala hala iki diger kisiyle bi daireyi paylasiyorum. Ev arkadaslarimdan birinden tiksiniyorum. Tek basima bi eve cikmaya param yok cünküüüü
d) 5 rakamli bi kredi borcunun altinda eziliyorum... batsin o ev kredisine evet dedigim günlere. Eger c) ile celistigini düsünüyorsaniz d)nin, ev kredisi benim icin dedil di ;(
e) 30 yasin da 25 yasinda görünen bi kadin da degilim üstelik, kilo sorunlari, sürek li bir diyete girme, diyeti bozma durumlari.. ideal kiloyu burak, su normal yemek davranisini bile cözmüs degilim; duygusal baglam da yemek yiyorum, normal insanlar gibi karnim aciktigin da degil!
f) barnagim da bi yüzük yok, olmayacak gibi de. Orasina ben alistim da, ailem sIkIstIrIyor ve onlara diyecek bahanem de kalmadi...
g) her 5 hafta da bir dip boyam geliyor, boyamazsam bi 10 sene daha yasli görünüyorum. ben sana mecburum dip boyasi
h) celillüt benim de basim da bela, kendimi arkadan görmeye dayanamiyorum. H&M aynalari, sizden nefret ediyorum!
i) a)dan baslayarak h)ye kadar gün boyunca 10 kez tekrarlarin
3) Ailemi alilelikten reddetmek istiyorum
Ümügümü kuruttunuz. Ben zengin degilim, bi banka da calismam cok param oldugu anlamina gelmiyooooooooooooooooor! Benden para istemeyin noolur. Istediginiz de benim de olmasa bile hayir diyemiyorum. Giriyorum eksiye, cikamiyorum. Noolur yapmayin bana bunu!
Ha bi de sorunlariniz var ise, cözüm arayin! Cözüm bulamiyorsaniz, tekrar tekrar basa sarmayin, beni de hayatimdan bezdirmeyin kurban oldugumun...
Yaklasan dogum günüm icin hediye isteklerim ise söyle:
- biri noolur su kredi borcumu kapasin (hayir isi veyahut zekat amacin da )
- bana güzel tek basima oturacagim bi ev bulun, tasinma isini de halledin
- sevgilime söyleyin, karisindan bosansin, bütün zamanini bana harcasin
- bi de biri sevgilimin eski karisinin aklini basina devsirsin, cocuklari kadinsi savasina dahil etmesin, acik merhametli olsun
- bi kaciniz (tek kisi yapamazsiniz) ailemi karsinina alsin ve benim cok agir bir hastalik gecirdigimi ve artik beni sorunlariyla yormamalari gerektigini anlatsin. Bi de param olmadigini usul usul, kücük harflerle anlatsin
- biri ev arkadaslarimdan birine bi süikast düzenlesin, bana olan borcunu ödesin, ödemezse de sizi birakiyorum artik, ne yaparsaniz kabulümdür
- biri estetik ameliyatim icin bir bagista bulunabilir (yer cekimine kurban etmeyin beni nooolur)
- biri bana albümüm icin sponsorluk ta bulunsun, sarkici olayim noooolur
bakiniz, maddi bi istegim var mi allah icin? YOK, hep iyilikler, hep güzellikler, hep gönlünüzden ne gecerse modelinde istekler!
hadi göreyim sizi...
Dienstag, 14. Februar 2012
bugün günlerden ...
yine bir 14 Subat, yine yakinlar da bir sevgili yok. yok yani olsaydi da zaten bir demek cicek, iki cikolata icin havalara ziplayacak degilim, degiliz (dimi benim güzel single arkadaslarim). biz daha özel, daha otantik, daha orjinal daha bilmemne biseyler beklerdik. bu kadari kesin.
bugün yolda, trende, tramvayda elinde iki kiytirik cicek veya daha beteri kirmizi bir kalbe sarilmis ayiciklar la dolanan bir sürü kari kiz olacak. benden söylemesi. bu tiksinc karsilasmalar zaman zaman komik gelecek, helede elde tutulan hediye bozmasi ve hediye sahibesi hediyeden daha beterler ise.
fakat bir de o hayalini kurdugumuz ideal iliskinin ideal sevgilileriyle karsilasinca ne yapacagiz? sorarim size. bu da cok gariptir; single sadece kendinin de sahip olmak istedigi kadar güzel bir iliski ve imrendiren türde güzel ve birbirine yakismis ciftleri görünce icinde bir burukluk hissediyo :) cirkin buldugumuz, birbirine yakismadigini düsündügümüz siradan ciftler ise icimizde tam da sunu dedirtiyor:
"amaaan, bunun gibi bi adami simdiye kirk kere bulup, kirk kere birakmistim. ben özel birini ariyorum, benim gibi özel, sunlara bak, caresizlikten birbirlerine sarilmislar, sadece hayatimda biri yok diye su kadin gibi ilk buldugum sapa abanmam ben. ben zevkli ve özel biriyim"
tanidik geldimi bu düsünceler, geldi dimi :)
hal böyleyken o begenmedigimiz ciftleri düsünmeyi birakip kendi eski kiriklarimizi pardon sevgililerimizi düsünmeye basliyoruz. o nasildi? bununla neden ayrilmistik? aaahh dogru ondan önce ki iliski istemiyordu. gecen yaz tanistigim ise yaz bittikten sonra hic aramadi... her hikayenin baslangic, gelisme ve bitis sahnelerini canlandiriyoruz gözümüzde. acaba onunla hala beraber olsaydim nasil olurdu, nereye varmis olurduk. iki ay daha sabretseydim / katlansaydim / azicik daha alttan alsaydim belki bugün... diye baslayan bir cümleyi icimizde bile sonlandiramiyoruz :) neden? cünki bir ayrilma sebebi vardi ve iyi ki de bitti, dimi :)
sahsen hic bir 14 Subat'ta yanimda biri olmadi, olmamasi da umrum degil.
beni uzunvadeli korkutan yanimda senenin diger 364 gününde de birinin olmamasi.
canim single'ler bugüne fazla takilmayin, kapayin gözünüzü ya da acin acin, etrafa bakin azicik da olsa eglenin, gülün, gülümseyin. bir erkek icin bir kadin gülümsemesinden daha cekici hir birsey olamaz!
PS: 3. yüzyil da yasamis olan St. Valentin'i hiristiyan ciftlere dini nikah kiydigi icin 14. Subat 269 da idam etmisler. Tanri taksiratini affetsin diyelim.
bugün yolda, trende, tramvayda elinde iki kiytirik cicek veya daha beteri kirmizi bir kalbe sarilmis ayiciklar la dolanan bir sürü kari kiz olacak. benden söylemesi. bu tiksinc karsilasmalar zaman zaman komik gelecek, helede elde tutulan hediye bozmasi ve hediye sahibesi hediyeden daha beterler ise.
fakat bir de o hayalini kurdugumuz ideal iliskinin ideal sevgilileriyle karsilasinca ne yapacagiz? sorarim size. bu da cok gariptir; single sadece kendinin de sahip olmak istedigi kadar güzel bir iliski ve imrendiren türde güzel ve birbirine yakismis ciftleri görünce icinde bir burukluk hissediyo :) cirkin buldugumuz, birbirine yakismadigini düsündügümüz siradan ciftler ise icimizde tam da sunu dedirtiyor:
"amaaan, bunun gibi bi adami simdiye kirk kere bulup, kirk kere birakmistim. ben özel birini ariyorum, benim gibi özel, sunlara bak, caresizlikten birbirlerine sarilmislar, sadece hayatimda biri yok diye su kadin gibi ilk buldugum sapa abanmam ben. ben zevkli ve özel biriyim"
tanidik geldimi bu düsünceler, geldi dimi :)
hal böyleyken o begenmedigimiz ciftleri düsünmeyi birakip kendi eski kiriklarimizi pardon sevgililerimizi düsünmeye basliyoruz. o nasildi? bununla neden ayrilmistik? aaahh dogru ondan önce ki iliski istemiyordu. gecen yaz tanistigim ise yaz bittikten sonra hic aramadi... her hikayenin baslangic, gelisme ve bitis sahnelerini canlandiriyoruz gözümüzde. acaba onunla hala beraber olsaydim nasil olurdu, nereye varmis olurduk. iki ay daha sabretseydim / katlansaydim / azicik daha alttan alsaydim belki bugün... diye baslayan bir cümleyi icimizde bile sonlandiramiyoruz :) neden? cünki bir ayrilma sebebi vardi ve iyi ki de bitti, dimi :)
sahsen hic bir 14 Subat'ta yanimda biri olmadi, olmamasi da umrum degil.
beni uzunvadeli korkutan yanimda senenin diger 364 gününde de birinin olmamasi.
canim single'ler bugüne fazla takilmayin, kapayin gözünüzü ya da acin acin, etrafa bakin azicik da olsa eglenin, gülün, gülümseyin. bir erkek icin bir kadin gülümsemesinden daha cekici hir birsey olamaz!
PS: 3. yüzyil da yasamis olan St. Valentin'i hiristiyan ciftlere dini nikah kiydigi icin 14. Subat 269 da idam etmisler. Tanri taksiratini affetsin diyelim.
Mittwoch, 25. Januar 2012
adim adim dreadlocks
day 1: gecen cumartesi saclarimi sardim, kafam kivircik salata gibi oldu, cok hos oldu.
day 2: pazar günü biraz kabartip azicik spray ile ahenkle dans ediyorlar di (saclar taranmadi)
day 3: pazartesi günü kalktigimda saclarim öyle güzel dalgaliydilar ki hala, hani 3 gün buz dolabinda kalmis mercimek corbasini isitinca ilk günden daha lezzetli, daha özlü olurlarya, aynen öyle iste (saclar hala! taranmadi, kabartilip spray sIkIldI)
day4: pazartesi aksami sali günü icin 'sabah erken kalkip saclarimi yikayip tararim' diye planlar yaparken, sali sabahi calar saati duymayip cok gec kaldim, eee bir de saclarimi yikayacak halim yoktu, sac yikamadan dus alip ciktim (saclar dügüm dügüm ama dalgalar hala muhtesem)
day 5: bugün carsamba! erken kalktim, tam dusa girmek üzereydim, aynada dalgali dügümlü saclarima baktim... kicim yemedi o saclari taramayi... kuru sampuanimdan sürdüm sac diplerine. güzel bir topuz yaptim... gürünüs harika fekat usuldan kendimi igrenc hissetmeye basladim
bu aksam eve gec gelecegim, eger yarin da erken kalkmayi basaramassam 6. günü su degmemis saclarla baslayacagim...
day 6: ...
galiba tam da sac taramaktan tirsmaya baslanildigi anda dreadlocks sahibi bir insan olunmaya da baslaniyor.
acaba dreadlocks sahibi kac kisinin kaderi benim ki gibi basladi...
kac kisi üsengeclik, tirsma gibi sebeplerden sekil degistirdi...
bekleyelim görelim.
day 2: pazar günü biraz kabartip azicik spray ile ahenkle dans ediyorlar di (saclar taranmadi)
day 3: pazartesi günü kalktigimda saclarim öyle güzel dalgaliydilar ki hala, hani 3 gün buz dolabinda kalmis mercimek corbasini isitinca ilk günden daha lezzetli, daha özlü olurlarya, aynen öyle iste (saclar hala! taranmadi, kabartilip spray sIkIldI)
day4: pazartesi aksami sali günü icin 'sabah erken kalkip saclarimi yikayip tararim' diye planlar yaparken, sali sabahi calar saati duymayip cok gec kaldim, eee bir de saclarimi yikayacak halim yoktu, sac yikamadan dus alip ciktim (saclar dügüm dügüm ama dalgalar hala muhtesem)
day 5: bugün carsamba! erken kalktim, tam dusa girmek üzereydim, aynada dalgali dügümlü saclarima baktim... kicim yemedi o saclari taramayi... kuru sampuanimdan sürdüm sac diplerine. güzel bir topuz yaptim... gürünüs harika fekat usuldan kendimi igrenc hissetmeye basladim
bu aksam eve gec gelecegim, eger yarin da erken kalkmayi basaramassam 6. günü su degmemis saclarla baslayacagim...
day 6: ...
galiba tam da sac taramaktan tirsmaya baslanildigi anda dreadlocks sahibi bir insan olunmaya da baslaniyor.
acaba dreadlocks sahibi kac kisinin kaderi benim ki gibi basladi...
kac kisi üsengeclik, tirsma gibi sebeplerden sekil degistirdi...
bekleyelim görelim.
Montag, 23. Januar 2012
hayat bazen
bembeyaz bir kis mevsimi beklerken soguk, yagmurlu ve rüzgarli günler geciriyoruz. aksam isten eve gelmek, kaleriferleri acip, bir demlik cay ve siyah ve beyaz filmler izlemek yapilasi tek sey su aralar. hic güzel degil hic...
olan bitenin muhakemesini yapmak kaliyor bir de, kendi adeletinle.
adalet demisken, hayatin adil oldugu yanlisina kac defa düstüm, düstük hepimiz degilmi... adalet yok, kimse iyi ya da kötü birseyleri hak ettigi icin yasamiyor su hayatta. iyi oldugu icin güzellikler, sinsi ve kötü oldugu icin felaketler gelmiyor insanin basina. neden ben demenin ne bir anlami ne de bir cevabi var. hersey bi tesadüf, her sey bir anda, nerede ve kiminle oldugunun sonucu. kimbilir neleri kil payi kacirip, nelerle kil payi karsilasiyoruz. ne garip. her sey olabilir ve olmayabilir. hic bir zaman bilemiyoruz.
iste tam da bu nokta da iyilikleri ve güzellikleri hakkettiklerini düsündükleri icin bulduklarini sanan budalalar geliyor aklima.
iyi seyler olmuyor degil, fakat zamanla daha az olmaya basladi. daha cok özletiyor kendini sürprizler, daha nadir yolumu kesiyor.
bir yandan yüksek tutmaya calisirken moralimi, birseyler oluyor, biri geliyor ve geldigi gibi gidiyor, bir haber duyoyorum, izliyorum, biri oluyor, biri ölüyor, tirnagim kiriliyor en igrenc yerinden, ayakkabimin topugu kiriliyor belki, ya da son sigaram ortasindan kopuyor, ardindan sigara otomati parami yutuyor bir pazar günü ve dumansiz kaliyorum mesela. tramvayin kapisi burnumun dibinde kapaniyor yetismek icin ne kadar kostugumu bile bile. eski sevgilim yeni sevgilisini sosyal medya platformlarinda ilan ediyor daha iki ay önce ciddi bir iliskiye hazir olmadigini söyledigini unutarak. saclarim daha cok dökülüyor gibime geliyor. yüzümde ki kirisikliklar cogaliyor, inceliyorum onlari, inceledik ce cogaliyor sanki. dogu da kar yagiyor, yollar kapaniyor, hayat felc oluyor. felc oluyor daha bir cok sey. sabah saatin alarmi ölüm marsiyla caliyor gibi geliyor mesela. kahvem bitiyor bir cumartesi sabahi, market o gün kapali oluyor.
böyle seyler oluyor iste.
morali yüksek tutmak zor oluyor.
yaz gelsin istiyorum, icim isinsin, yüzüme renk gelsin istiyorum.
ha bir de dünya barisi!
olan bitenin muhakemesini yapmak kaliyor bir de, kendi adeletinle.
adalet demisken, hayatin adil oldugu yanlisina kac defa düstüm, düstük hepimiz degilmi... adalet yok, kimse iyi ya da kötü birseyleri hak ettigi icin yasamiyor su hayatta. iyi oldugu icin güzellikler, sinsi ve kötü oldugu icin felaketler gelmiyor insanin basina. neden ben demenin ne bir anlami ne de bir cevabi var. hersey bi tesadüf, her sey bir anda, nerede ve kiminle oldugunun sonucu. kimbilir neleri kil payi kacirip, nelerle kil payi karsilasiyoruz. ne garip. her sey olabilir ve olmayabilir. hic bir zaman bilemiyoruz.
iste tam da bu nokta da iyilikleri ve güzellikleri hakkettiklerini düsündükleri icin bulduklarini sanan budalalar geliyor aklima.
iyi seyler olmuyor degil, fakat zamanla daha az olmaya basladi. daha cok özletiyor kendini sürprizler, daha nadir yolumu kesiyor.
bir yandan yüksek tutmaya calisirken moralimi, birseyler oluyor, biri geliyor ve geldigi gibi gidiyor, bir haber duyoyorum, izliyorum, biri oluyor, biri ölüyor, tirnagim kiriliyor en igrenc yerinden, ayakkabimin topugu kiriliyor belki, ya da son sigaram ortasindan kopuyor, ardindan sigara otomati parami yutuyor bir pazar günü ve dumansiz kaliyorum mesela. tramvayin kapisi burnumun dibinde kapaniyor yetismek icin ne kadar kostugumu bile bile. eski sevgilim yeni sevgilisini sosyal medya platformlarinda ilan ediyor daha iki ay önce ciddi bir iliskiye hazir olmadigini söyledigini unutarak. saclarim daha cok dökülüyor gibime geliyor. yüzümde ki kirisikliklar cogaliyor, inceliyorum onlari, inceledik ce cogaliyor sanki. dogu da kar yagiyor, yollar kapaniyor, hayat felc oluyor. felc oluyor daha bir cok sey. sabah saatin alarmi ölüm marsiyla caliyor gibi geliyor mesela. kahvem bitiyor bir cumartesi sabahi, market o gün kapali oluyor.
böyle seyler oluyor iste.
morali yüksek tutmak zor oluyor.
yaz gelsin istiyorum, icim isinsin, yüzüme renk gelsin istiyorum.
ha bir de dünya barisi!
Dienstag, 20. Dezember 2011
It's snowing...
When he spoke, what tender words he used!
So softly, that like flakes of feathered snow.
They melted as they fell.
So softly, that like flakes of feathered snow.
They melted as they fell.
Donnerstag, 15. Dezember 2011
devreler
zaman beni her seferinde hayretler icin de birakmayi basariyor
nelere kadirsin sen
bitis sonrasi sacmaliklari (ilk 4 hafta)
onun cok sevdigi icin ayni sac kremini kullanmanin sacmaligini göremiyorum önceleri. sanki ondan intikam aliyormusum gibi bolca sürüyorum saclarima kremi. sürdük ce ne oluyorsa sanki, bi bokum olmuyor, saclarim da ahenkle dans etmiyor. sonra sürekli biyerlere gidecekmis gibi hazir olma durusu, bu neyin nesidir anlayamiyorum. sanki her an karsima cikip ta bir film sahnesini aratmayan bi sekilde benden özür dileyecek, ben ise gözümün kenarindan akan bir damla mutluluk suyuyla ona kosup, sarilip, Hollywood tarzi bel bükerek, öpüserek ömrümün sonuna kadar mutlu mesut yasiycam onunla... gibi... sabah ilk uyandiginda email-tel-posta kutusu kontrollarina ne demeli, 3 haftadir gelmeyen adam, o gün, iste tam da o gün gelecek ve af dileyecek digmi aptal sey seni
ve iste böye beklerken (... ve kimseciklere bekledigini itiraf edemeden), en sevdigin arkadasina, sildim bitti gitti derken (yere bakarak tabii, kendini kandirdigin anlasilmasin diye) iste o devasa güc, tapinilasi sey... ZAMAN giriyor araya ve iyi ki giriyor
ZAMAN geciyor ve...
en umutsuz animda en siddetle "unutamam ben bunu" diyorum, sonra günler geciyor, is güc, günlük hayatin dehseti falan derken, bir gün onu artik düsünmedigimi düsünüyorum.
bu da garip bi hal zaten; artik onu düsünmedigimi düsünüp bu dururun iyi mi kötü mü olduguna karar veremiyorum mesela. sanki düsünmeyi (bu sefer ki oldugu gibi) bu kadar erken birakarak bi isi yarim birakmis gibi hissediyorum. sanki daha daha düsünüp, icinde bulundugum delikte daha uzun kalmam gerekiyormus gibi, sacma bi his
sonra ariyorum, düsünecek biseyler ariyorum, ondan yola cikan düsüncelerim yolunu sasiriyor... en komigi ise onunla baslayan bi düsüncemin "düsünme yolundan" cikip baska biseylere odaklanip, hatta cok baska ve sacma biseyler yaparken bulmam kendimi
sonra onu düsünmenin ne kadar oldugunu fark ettim bu sefer... ööööfff dedim neden bu kadar büyütüyorum gözümde diyebildim.
bitti, bittigini nasil alnadim dersiniz...
yeni ufuklar, yeni tazeler
civi civi diye bi söz var ya iste tam da o ne kadar dogru oldugunu ispatliyor o anda.
egoma da botox gibi geldi 25 yasinda bir tazenin kendinden 5 yas büyük bir kadina ilgisi...
öpüstük tazeyle.
hem de karsilastirmadan onunla.
cok da güzeldi.
hem de christmas market te sicak sarap esliginde.
nelere kadirsin sen
bitis sonrasi sacmaliklari (ilk 4 hafta)
onun cok sevdigi icin ayni sac kremini kullanmanin sacmaligini göremiyorum önceleri. sanki ondan intikam aliyormusum gibi bolca sürüyorum saclarima kremi. sürdük ce ne oluyorsa sanki, bi bokum olmuyor, saclarim da ahenkle dans etmiyor. sonra sürekli biyerlere gidecekmis gibi hazir olma durusu, bu neyin nesidir anlayamiyorum. sanki her an karsima cikip ta bir film sahnesini aratmayan bi sekilde benden özür dileyecek, ben ise gözümün kenarindan akan bir damla mutluluk suyuyla ona kosup, sarilip, Hollywood tarzi bel bükerek, öpüserek ömrümün sonuna kadar mutlu mesut yasiycam onunla... gibi... sabah ilk uyandiginda email-tel-posta kutusu kontrollarina ne demeli, 3 haftadir gelmeyen adam, o gün, iste tam da o gün gelecek ve af dileyecek digmi aptal sey seni
ve iste böye beklerken (... ve kimseciklere bekledigini itiraf edemeden), en sevdigin arkadasina, sildim bitti gitti derken (yere bakarak tabii, kendini kandirdigin anlasilmasin diye) iste o devasa güc, tapinilasi sey... ZAMAN giriyor araya ve iyi ki giriyor
ZAMAN geciyor ve...
en umutsuz animda en siddetle "unutamam ben bunu" diyorum, sonra günler geciyor, is güc, günlük hayatin dehseti falan derken, bir gün onu artik düsünmedigimi düsünüyorum.
bu da garip bi hal zaten; artik onu düsünmedigimi düsünüp bu dururun iyi mi kötü mü olduguna karar veremiyorum mesela. sanki düsünmeyi (bu sefer ki oldugu gibi) bu kadar erken birakarak bi isi yarim birakmis gibi hissediyorum. sanki daha daha düsünüp, icinde bulundugum delikte daha uzun kalmam gerekiyormus gibi, sacma bi his
sonra ariyorum, düsünecek biseyler ariyorum, ondan yola cikan düsüncelerim yolunu sasiriyor... en komigi ise onunla baslayan bi düsüncemin "düsünme yolundan" cikip baska biseylere odaklanip, hatta cok baska ve sacma biseyler yaparken bulmam kendimi
sonra onu düsünmenin ne kadar oldugunu fark ettim bu sefer... ööööfff dedim neden bu kadar büyütüyorum gözümde diyebildim.
bitti, bittigini nasil alnadim dersiniz...
yeni ufuklar, yeni tazeler
civi civi diye bi söz var ya iste tam da o ne kadar dogru oldugunu ispatliyor o anda.
egoma da botox gibi geldi 25 yasinda bir tazenin kendinden 5 yas büyük bir kadina ilgisi...
öpüstük tazeyle.
hem de karsilastirmadan onunla.
cok da güzeldi.
hem de christmas market te sicak sarap esliginde.
Donnerstag, 17. November 2011
kötü alisveris
dünden bugüne kafam da ki bir kac soru isareti yerini bir ünleme ya da ücnoktaya birakti.
ögrendim ki bir iliskiye hazir degilmis, bir iliskinin gerektirdigi zamani ve hassasiyeti verecek durumda degilmis falan filan... bu kliseyi cok duydum, cok gördüm, cani yanan arkadaslarimi cok dinledim.
bu sefer ilk defa kendi kuyrugum yandi. klische beni de yakaladi sonunda
peki, nedir bu biseylere hazir olmama durumu?
ne bu kendini baska birinin arzularina yer veremeyecek kadar kendine konsatre etmek?
biz kadinlar da kendimizi seviyoruz, fakat baska bir insan, hele bir de bu insandan hoslaniyorsak ve gecirdigimiz zaman güzel ise ve bize enerji veriyorsa, neden bu kadar disarda tutulmaya calisiliyor. anlayamiyorum.
güzel giden bir beraberlik bir erkek icin ne zaman yük ve sorumluluk duygulariyla baglantili biseyler olmaya basliyor. bir ay? iki ay? kac zaman sonra.
herseyin güzel, komplikasyonsuz, tartismasiz, yanlis anlamasiz, sorgusuz sualsiz ve serbest ce ilerledigi zamanlar da hersey yolunda. unutulan sey ise bu güzel zamanlarla beraber ilerleyen duygusal bir baglam. yeni bir iliski türü olustu son yillar da, adi "gezip tozup eglenelim, soru sorma, birsey bekleme, umud etme cünkü beklenti icine düstügünde ben kacar giderim". peki nasil olacak bu is? güzel zamanlar sonunda, ah yedim ictim, karnim tok, hadi bana müsade mi diyecegiz? nasil olur da beraber birseyler yasar, paylasir ve haz alirken, duygularin ve beklentilerin de olusmasina engel olunabilinir? bir iliskide olabildigince kadin ve disi olman beklenirken, nasil olur da ayni zamanda sahiplenme, ait olunma ve daha bir sürü disisel özellikleri ve dürtüleri deaktive edebilecegimiz varsayilir !?
zaman degisti, kadin erkek iliskileri nedendir bilmem erkeklerin dogrularin da ilerliyor. kadin her seyi secermis, karar verirmis gibi görünse de, son karar erkekten cikiyor. kadin degil erkek seciyor. biz zavallilar ise secilmeyi bekliyoruz (cogu zaman).
bir erkek 40ndan hatta 50sinden sonra bile gencecik bir tazeyi takabiliyor koluna. aceleleri yok, cünkü örnek aldiklari abileri var onlarin. neden daha 30larin ortalarindayken dönüsü olmayan (ya da dönüsü pahali olan) kararlar versinler ki? ohhh, 30lari 40lari biraz yukari da sekillendirdigim bicimde yasayip gidiyorlar. sonra hooop, hic beklenmedik bir zaman da ve adi bile duyulmadik bir tazeyle evleniyorlar.
olan bize oluyor. o kadar cok hos kadin taniyorum ki ve bir o kadar ayni model adam, "baglanmak icin cok erken, takilalim ama bisey bekleme" modeli. hicbirimizin gelecegin bir partner ile mutlu mesut gececegine inanci kalmadi. bir gün beraber bir ev alip icinde beraber yaslanmayi düsünüyoruz.
üzülmemek elde degil. cok sitemkar yaziyorum, biliyorum fakat sitemliyim.
acim cok taze, giden benmisim gibi görünse de bana baska bir secim birakmayan o! beklentilerim minimumdayken bile (ki hakikaten bir beklenti icinde degildim henüz) onun icin bir yük olmaya basladigimi ögrenmek cok canimi yakti, yakiyor.
peki ya benim ona özveriyle, seve seve verdiklerim?
onlari sualsizce alirken hersey hostu ama...
hesabi olmaz verilenlerin, biliyorum.
fakat ne kötü bi alisveris oldu bu benim ki...
bazen üzerine de versen alacakli kaliyorsun iste....
hayat
Dienstag, 15. November 2011
ve biseyler olmak üzereyken hep bitiyor
ben bu blog olsaydim, klavyeyi kilitler, hatta passwordümü degistirir, ben'im buraya bi daha girmeme, tek kelime yazmama izin vermezdim! neden mi anlatayim...
ben iki mutlu an arasin da kusmaya geliyorum buraya. ha biseyler oldu olacak, cok güzel olacak diyorum, hayata karisiyorum. karismak la kalmiyor agzimin payini aliyorum. sonra ah blog da vah blog... hersey boktan be blog. ah benim kara yazim da blog.... blog da blog.... blog degil, cöplük, ruhsal artiklar cöplügü. adi üstünde, KARA-LAMA DEFTERI... yani sadece kendimi karalara bürünmüsken buluyorum blog yollarinda.
gülüyorsun degilmi icten icten... gidip digip, hep sana dönecegimi bildigin icin gülüyorsun.
okuyan varsa da bu cöplügü, malesef sadece buhranlarima taniklik ediyor. güzel anlari disarda yasasip, disarda biraktigim ve bloga almadigim icin beni mutsuz, ezik saniyorlar belki de.
yok efenim, öyle degil... oluyor oluyor, ara ara, ara sira bana da oluyor güzellikler fekat pek nadir oldugundan öyle anlar, yasayip hafizama naksetmekle mesgul oldugumdan hic girismiyorum sanal aleme.
iki ay sürdü son hikaye. iki ayda hem asik oldum, hem hayalkirikligi oldum, hem ayrilan oldum, hem ayrilma karari alabilecek kadar kendime sadik ve gururlu oldum, hem de özleyip aglayip bunu son virgül den önce ki sifatimdan (celiskili demesinler diye) saklayacak bir garip insan oldum.
bu sifatlarin hepsini bir beden de tasimak nasil mi anlatayim:
- asik oldum bi adama iste, cok hostu napiim, saclari hafif kirlasmis, bir centelmen, bir tapinak abidesi, bir corc kuluni cok sevdim iste
- lay lay lay, loy loy loy, asigiz, her bos dakkayi beraber gecirmeye calisiyoruz, bu ara o biyerlere gidiyor, ben is seyahatleri, onun izni, benim tatilim bir kosturmaca, bir heyecan, bir özleme, bir bulusma...
- sonra bir parti, bir diger parti... bir kadin, iki kadin.... hooooop efendi, kim bu bu kadar kadin, neden hepsini taniyorsun, neden onlar seni yemek istiyorlar hemide ben senin yanindayken...
- ilk bullet point taki corc iste gastronom oldugundan bir dünya insan taniyor mus, da hepsi sadece is icin kurulmus kontaktlarmis da, bunlari ciddiye almamam gerekiyormus...
- neyse, eski bir macerasinin bir gece corc la vedalasirken ki yakinligi ve dudak kenarinin dudaga en yakin cizgisine konulmus iki islak öpücük tü tepemi attiran. naarami attim gittim.
- bitti iste.
sonra ne mi oldu...
- hic, ben agladim üzüldüm, corc keyfi hayatina devam etmekte, etrafinda ki kediler mutlu mesut siralarini bekliyorlar hünkarimizin yatagina girmeye..
- ben, radikal uc noktalarin kadini olaraktan ne var ne yok sildim. silgidim seyler listesinde, telefon numaralari, email adresleri, beraber cekilmis fotograflar, atilmis sms ler, yazilmis emailler, FB, Xing, Whatsup gibi sanal ve teknolojik izlerin yani sira, kapi kollari, kapida ki parmak izleri, banyo, yerler, camlar, dolaplar yer almakta. atilmis bir kac esyasi ile yakilmis bir kac kiyafeti ni almaya gelmek istemez umarim. cünkü artik yoklar.
- bu sanal ve fiziksel temizlik ten sonra kendimi cok mu iyi hissettim, haaaayiiiiiir. icime soguk sular mi serpil di, hayiiiiiir. ama biseyler yapmam gerekiyor du, bana bu konuda hak verirsiniz isallah, icim icimi yerken, öyleeee oturup beklesemiydim onun beni silmesini...
su an gecicekmis gibi gelmiyor, yani biliyorum tabii, henüz cok taze... vs vs vs. gececegi günü bekliyorum, baska erkeklere bakmayi, onlari süzmeyi, süzerken flirt edip bundan keyif almayi...
ama kahretsin ki cok yakisikliydi, ondan güzelini nasil bulucam ben yaaaaaaaaaaaaaa
Allah belani versin corc... o kadinlardan hastalik kapasin, bir daha sevisemeyesin emi.
Evsiz barksiz yasamaya devam edesin, benim gibisini bi daha bulamayasin emi.
Düzenledigin partilere kimse gelmez, hepsi bir flop olur sen de rezil olursun issallah.
O her kadina ayni dilleri döken dilin de ciban cika, bir daha kimsenin agzinin icine giremeyesin issallahhh
Dans etmeyi cok iyi bilen ayaklarin birbirine dolasir da yüzünün üstüne yerlere yapisasin issallah.
Flirt etmek ve can yakmak icin kulladigin o cok sevgili Ispanyolcan bir gün hafiza kaybiyla beraber kaybolur, asil dilin olan Almancayi bile konusamassin insallah....
Ömür boyu elinde bir bavulla bir koltuktan digerine uzanir belini bükersin issallah
Yedigin pizzalar zaten büyümekte olan göbegini davul eder de bir daha o cok kiymetlini yukardan bakarak göremessin issallah...
Beni götürdügün her yere bir daha kimseyi götürümez, bok gibi yalniz kalirsin isallah....
O cok sevdigin sac kremimin kokusunu bir daha kimsede bulamaz, ömür boyu beni ararsin insallah....
Bir daha benim ki kadar koforlu, temiz ve misk kokulu yataklarda uyumaz, bitlenirsin issallah.
bu kadar yeter bence.
ha bi de...
neyse, bu da bana kalsin.
Dienstag, 13. September 2011
biseyler oluyor
sanki sihirli bi el dokundu bana
son zamanlar daki buhranlarimi bilen, gören, hisseden ve bu duruma üzülen, sevindirmek isteyen, son vermek isteyen bu kara zamanlara, bir el dokundu sanki bana
bir anda oldu, nasil oldugunu bile anlayamadan bir gün bir seyler degisti
ne güzel oldu!
sonbahar da oldu
soguga ve rüzgara inat, yemyesil icim simdi
civil civil kuslar sarki söylüyorlar icimde, ve kanat cirpislarini hissediyorum karnimda
öyle güzel oldu ki
korkuyorum bitecek diye
korkmadan, tadina vara vara, hayati icmek istiyorum simdi gecen yillarin susuzluguyla!
bir seyler oldu, nasil anlatsam bilemiyorum
ama cok güzel oldu!
son zamanlar daki buhranlarimi bilen, gören, hisseden ve bu duruma üzülen, sevindirmek isteyen, son vermek isteyen bu kara zamanlara, bir el dokundu sanki bana
bir anda oldu, nasil oldugunu bile anlayamadan bir gün bir seyler degisti
ne güzel oldu!
sonbahar da oldu
soguga ve rüzgara inat, yemyesil icim simdi
civil civil kuslar sarki söylüyorlar icimde, ve kanat cirpislarini hissediyorum karnimda
öyle güzel oldu ki
korkuyorum bitecek diye
korkmadan, tadina vara vara, hayati icmek istiyorum simdi gecen yillarin susuzluguyla!
bir seyler oldu, nasil anlatsam bilemiyorum
ama cok güzel oldu!
Donnerstag, 25. August 2011
mutfak
misafirlerim gitti. yendi, bitti, silindi, yikandi. sanki o mutfakta bu gün tencereler kaynanamis, tavalar da yaglar erimemis, lavaboda bir sürü yesillik, ot, salata, sebze, meyve yikanmamis gibi. silindi izler. geriye kalan ise tatli bir yorgunluk. bugün cok mu güzel gecti? HAYIR. tabii ki HAYIR. fakat ne zaman böyle cok iyi olmasam kendimi mutfakta buluyorum. birilerini yemege davet edip, bir hisimla girisiyorum yemeklere, sanki hayatimda ters giden herseyin hincini mutfaktan cikariyorum.
bugün
90 dakika
2 ana yemek (biri tavuklu, digeri kirmizi etli)
2 aperativ
2 ara sicak
desert
voi la
ne hos bi telas, ne hos bi ugras. ne cabuk sonuc. ne lezzetli.
en basit en essential sey. YEMEK.
eskisi gibi yaptiklarima abanmiyorum da artik. mutsuz ve sisman olmak daha beter bisey cünkü, biliyorum. tadina baktigim icin mi bilmem, yaptiktan sonra yemek gelmiyor icimden.
ama bir o kadar da seviyorum yiyenleri izlemeyi.
mutfak evet, su aralar stresimi attigim, tatli tatli yoruldugum tek yer.
mutfak.
Dienstag, 16. August 2011
ben ne zaman ...
ben ne zaman yazsam, bitti yazilan
ne zaman görsem bir kusu, o an ucup gitti
ne dilesem tanridan, kabul görmeyen dilekceler cöplügüne atildi
ne gecirsem aklimdan, aklim kalmadi
.
.
ben ne zaman görsem, gözüm karardi
ne zaman baksam, gözüm yol cekti
ne zaman sevsem,
ne zaman
ne de yol
sevdigimi bana getirdi
.
.
ben ne zaman öpsem, dudagim yandi
ne zaman öpülsem, icim almadi
ne zaman gülsem, icim agladi
ne zaman Özdemir Asaf okusam...
.
.
neyse
o da baska bir zaman
ne zaman görsem bir kusu, o an ucup gitti
ne dilesem tanridan, kabul görmeyen dilekceler cöplügüne atildi
ne gecirsem aklimdan, aklim kalmadi
.
.
ben ne zaman görsem, gözüm karardi
ne zaman baksam, gözüm yol cekti
ne zaman sevsem,
ne zaman
ne de yol
sevdigimi bana getirdi
.
.
ben ne zaman öpsem, dudagim yandi
ne zaman öpülsem, icim almadi
ne zaman gülsem, icim agladi
ne zaman Özdemir Asaf okusam...
.
.
neyse
o da baska bir zaman
Sonntag, 14. August 2011
severek mi seviserek mi?
annen seni sadece seviserek mi dogurdu yoksa gercekten severek ve isteyerek mi?
bu soru kafami kurcaliyor cok zamandir.
annenin hamile kalmasi, hamilelik zamani, dogum öncesi ve dogum aninda ki ruh sagligi / bozuklugu, mutlulugu / mutsuzlugu isliyor cocugun da kanina.
eger mutsuzsa anne, hatta (bu kocasi olsa bile) tecavüz edilmisse anneye, dayak la gecirmisse hamileligini, annenin acisi kanina islemisse sen daha dogmadan, vay senin haline...
care yoktur, istedigin kadar cabala dur. olmaz, olamassin, mutlu olamassin.
ne cocuklugun, ne ergenligin ne de yetiskinligin de sevildigini ve istendigini hissersin.
kendi kendine aciklayamassin o hic gitmeyen hüznünün ve melankolinin sebebini.
annen üzülmüsse, sen de üzülürsün.
bu sanki anneden kiza gecen bir lanet gibidir.
belki sen, mutsuzlugu kanina dogmadan islenmis cocuk, mutlu olmayi azicik ucundan basarip, severek, seviserek ve isteyerek bi cocuk dünyaya getirirsen bu lanet zincirini kirarsin.
yeni, temiz sayfalar acarsin soy agacina.
Donnerstag, 11. August 2011
dogru kadinlar la konusmali genc kizlar
hata yapmis ve pisman olmamis kadinlarla konusmali genc kizlar, hayata karsi cesaretli duruslarini örnek almali bu kadinlarin.
düz yollarin güvenli patikalarin da, yanlarin da yavsak esleri ve veletleriyle ekmegin fiyatini bu güne dek ögrenmemis kadinlar la degil, batip cikmis, tekrar batmis, hüznüyle dimdik kadinlarla konusmali genc kizlar.
terk etme cesaretini göstermis, terk etmis, edilmis, gurursuzca sevmis, severken terk edebilmis, icmis, batmis, cikmis ve hüznüyle dimdik kadinlarla konusmali genc kizlar.
yasamis kadinlar la konusmali.
yasarken hayati ve üzerine üzerine giderken, en aglanasi durumlar da bile kirmizi rujunu sürmeyi ihmal etmemis kadinlar la konusmali.
sigarinin dumanini tüttürebilen, sarabin iyisin den anlayan kadinlarla konusmali genc kizlar, sarabin icine düsebilen. sarap gibi kadinlar la.
bekaretini ruhunun ve bedeninin bir deli asiga birakmis kadinlar la konusmali genc kizlar, asklari ve inanclari ugruna sehirler terk etmis kadinlar la. yetmis, yetebilmis, dilenmemis, kendini güvence ugruna kiraya vermemis kadinlar la konusmali.
kizmizi ojeli ayaklari gezmis kadinlar la konusmali genc kizlar, yürüyerek bi kenti kesfetmis tek basina. yanin da bir ikinci kisiye ihtiyac duymadan dolasmis kadinlar la konusmali genc kizlar, yalnizliklariyla yanliz olmayan kadinlar la.
sarki söyleyen kadinlar la konusmali genc kizlar, kederlenmekten zevk alan kadinlarla. hayatlari bitmeyen bir sarki olan kadinlar la konusmali genc kizlar, hicaz makamina yakisan kadinlar la.
onlara sormali hayati genc kizlar, onlar dan ögrenmeli.
düz yollarin güvenli patikalarin da, yanlarin da yavsak esleri ve veletleriyle ekmegin fiyatini bu güne dek ögrenmemis kadinlar la degil, batip cikmis, tekrar batmis, hüznüyle dimdik kadinlarla konusmali genc kizlar.
terk etme cesaretini göstermis, terk etmis, edilmis, gurursuzca sevmis, severken terk edebilmis, icmis, batmis, cikmis ve hüznüyle dimdik kadinlarla konusmali genc kizlar.
yasamis kadinlar la konusmali.
yasarken hayati ve üzerine üzerine giderken, en aglanasi durumlar da bile kirmizi rujunu sürmeyi ihmal etmemis kadinlar la konusmali.
sigarinin dumanini tüttürebilen, sarabin iyisin den anlayan kadinlarla konusmali genc kizlar, sarabin icine düsebilen. sarap gibi kadinlar la.
bekaretini ruhunun ve bedeninin bir deli asiga birakmis kadinlar la konusmali genc kizlar, asklari ve inanclari ugruna sehirler terk etmis kadinlar la. yetmis, yetebilmis, dilenmemis, kendini güvence ugruna kiraya vermemis kadinlar la konusmali.
kizmizi ojeli ayaklari gezmis kadinlar la konusmali genc kizlar, yürüyerek bi kenti kesfetmis tek basina. yanin da bir ikinci kisiye ihtiyac duymadan dolasmis kadinlar la konusmali genc kizlar, yalnizliklariyla yanliz olmayan kadinlar la.
sarki söyleyen kadinlar la konusmali genc kizlar, kederlenmekten zevk alan kadinlarla. hayatlari bitmeyen bir sarki olan kadinlar la konusmali genc kizlar, hicaz makamina yakisan kadinlar la.
onlara sormali hayati genc kizlar, onlar dan ögrenmeli.
Abonnieren
Posts (Atom)